En Ideal Forum Adresiniz!
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Mayıs 23, 2012, 19:24:17
1725886 Mesaj 29051 Konu Gönderen: 26981 Üye
Son üye: mjgzcyvqan
En Ideal Forum Adresiniz!  | 
Ideal Club  |  Efsanaler / Hikayeler  |  Hz ömer gibi
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Hz ömer gibi  (Okunma Sayısı 2286 defa)
veysell
Ziyaretçi
« : Aralık 19, 2011, 21:50:13 »



        
Ali Ünal

 
Hz. Ömer gibi
Hz. Ömer (ra), tarihin bilinen üç büyük fâtihinden biridir, birincisidir.

Bunlardan Büyük İskender'in 10 yılda askerî fetihlerle kurduğu imparatorluğu dönüş yolunda parçalanmış, Cengiz Han'ın imparatorluğu ise sağlığında dörde ayrılmış ve bunların dördü de, askerî sahada mağlûp ettikleri İslâm dünyasının medeniyet havzasında çok kısa zamanda eriyip Müslümanlaşmıştır. Hz. Ömer (ra), gerçi ordularının başında savaşmamış, fakat birkaç cephede savaşan İslâm ordularını Medine'den bizzat idare etmiştir. O kadar ki, Irak cephesinde savaşan Sâriye'nin sıkıştığını Medine'de minberde hutbe okurken görüp, "Ya Sâriye, dağa sığın, dağa sığın!" dediğini ve Sâriye'nin bunu duyup dağa sığınarak mağlûbiyetten kurtulduğunu hem de Şiî tarihçi Yakubî kaydeder. 10 yıllık hilâfetinde dönemin iki süper gücünden Bizans'ın Yermuk'ta beli kırılırken, İran Sasanî İmparatorluğu tarihe karışmış, bütün Mısır, Filistin, Ürdün, Suriye, Irak, Adana'dan Kars'a Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Kafkaslar, İran, Özbekistan, Türkmenistan ve Pakistan'a kadar uzanan havza fethedilmiş ve Müslümanlaşmıştır. Hz. Ebu Bekir (ra), Peygamber Efendimiz'in (sas) ruhunun ufkuna yürümesiyle patlak veren isyan hareketlerini bastırarak gencecik İslâm devletini güçlendirmiş, Hz. Ömer de, onun kurduğu zeminde İslâm'ı bu çok geniş sahaya yaymıştır. Dolayısıyla, bu çok geniş havzadaki Müslümanlar, Müslümanlıklarını sebepler planında bu iki büyük Sahâbe'ye, bilhassa Hz. Ömer'e borçludurlar.

Hz. Ömer'in fetihleri, temelde İslâm'ın zihinleri ve kalbleri fethiydi. Bundandı ki İslâm, onun fethettiği topraklardan bir daha sökülüp atılamadı. Sahabe gibi tarihte emsali olmayan Tabiîn ve Tebe-i Tâbiîn nesli, Hz. Ömer'in meydana getirdiği zeminde yetişti ve bu iki nesle mensup dev imamların, mürşidlerin, velîlerin, kumandanların büyük çoğunluğu, bu fetihler neticesinde İslâm ile tanışan halkların içinden çıktı.

Evet, Hz. Ömer (ra), bugünkü Türkiye'nin 20 katı büyüklüğünde bir devletin başında Allah Rasûlü'nün halifesiydi. Mustafa Kemal ve Karl Marx'ı dahi kendisine hayran edecek derecede tartışılmaz büyüklüğüne rağmen, döneminde Sahabe'nin en mütevazısı idi. Sorumluluğunun o kadar şuurunda idi ki, ülkesinin sınırları içinde meydana gelen her olumsuzluğu kendisinden bilirdi. Medine'de kuraklık olduğunda başını secdeye koymuş ve "Allah'ım! Benim günahlarım sebebiyle ümmeti cezalandırma!" diye Cenab-ı Allah'a yalvarmıştı. Tevazuunun yanı sıra, o kadar hakperest ve o kadar enaniyetsizdi ki, yüzüne hataları rahatlıkla söylenebilir, hatası söylendiğinde derhal ondan dönerdi. Öyle ki, cemaat içinde bir ihtiyar kadının kendisini düzeltmesi karşısında "Ey Ömer! Bir ihtiyar kadın kadar dinini bilmiyorsun!" diye nefsini sorgulamış, birkaç fetvasını Hz. Ali'nin tashihi karşısında "Allah'ım! Beni Ebu'l-Hasan'ın bulunmadığı meclise bırakma!" diye dua etmişti. Kararlarını, oluşturduğu Şûra Meclisi'nde alırdı. Kabiliyetleri çok iyi keşfedip kullanmasını bildiğinden, daha 20'sine yeni varmış Hz. İbn Abbas'ı şûra meclisine dâhil etmişti.

Müthiş bir feraset ve basiret sahibiydi. Ümmet içinde yaşayışı belki en sade, en fakirce olanıydı. Sahabe'nin önde gelenlerinin bulunduğu bir mecliste "Beytü'l-Mal'den ne kadar maaş alabilirim?" diye sormuş, Hz. Ali'nin "Ümmet'in en fakirinin geçimliği kadar!" fetvasını geçiminde esas almıştı. Yakınlarını devlet idaresine asla karıştırmadı. Onlarla ilgilenmeye bile vakit ayıramıyordu ki, sokakta karşılaştığı torununu tanımamıştı. İslâm'a onca hizmetine ve faziletine rağmen âkıbetinden o kadar endişeliydi ki, haseben de olsa Ehl-i Beyt'e katılabilmek kurtuluşuna vesile olabilir ümidiyle Hz. Ali'nin kızı Ümm-ü Gülsüm'le evlenmişti. "Sevap ve günahlarım birbirine denk gelse razıyım!" der ve şehidliği ulaşamayacağı bir makam olarak görürdü. İdrakimizin çok ötesindeki sorumluluk şuuruyla hilâfetinin onuncu yılında bir gün başını secdeye koyarak, "Allah'ım! Artık götüremiyorum!" diye inledi ve bir talihsizin darbesiyle şehid olarak ruhunun ufkuna yürüdü.
Logged
Sayfa: [1]
« önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: