En Ideal Forum Adresiniz!
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Mayıs 24, 2012, 03:39:49
1725700 Mesaj 29051 Konu Gönderen: 27008 Üye
Son üye: Dyclelend
En Ideal Forum Adresiniz!  | 
Ideal Club  |  Felsefe clubu  |  tanım(sızlık)larım.
0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 [2]
Gönderen Konu: tanım(sızlık)larım.  (Okunma Sayısı 4985 defa)
LaL
PsikopatIdealci
******

Teşekkür Sayısı 51
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 22117


that wâs just a dréam.. .


WWW
« Yanıtla #15 : Temmuz 12, 2007, 13:01:41 »


Şimdiye kadar kazanmış olduklarını,
bundan sonra kazanabileceklerini,
vazgeçemeyeceklerini, yıllarca koruduklarını,
daha yıllarca muhafaza etmek istediklerini...
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!
Herkesin yaşamak istediği bir kişisel hayatı vardır
ve
onu yaşayabilmesi için
arkada bıraktığı şeyleri düşünmemesi gerekir.
Bilmelidir ki,o birçok şeyi istediği zaman
bütün evren ona yardımcı olur.
Herkes yüreğinin sesini dinlemeyi
ve
yüreğinin diliyle konuşmasını öğrenmek zorundadır.
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!
Bulduğun ve arkada bıraktığın için
seni tedirgin eden aşk,önünü kesmesin.
Kişisel hayatını gerçekleştirmeni engellemesin.
Yeter ki bulduğun ve arkada bıraktığın aşk
''saf madde''den yapılmış olsun.
Üzerinden bin yıl geçmiş bile olsa,
orada, o biçimde,
senin bıraktığın haliyle duruyor olacaktır.
Çürümeden, bozulmadan...
Ve sen,
nasılsa günün birinde oraya döneceksin...
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!
Korkularını, tedirginliklerini,
kafa karışıklıklarını,
beni seviyorumlarını, ben onu seviyorumlarını,
onunla yaşayabilir miyimlerini...
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!
İhanet senin beklemediğin bir darbedir.
Ama sen yüreğini tanıyacak olursan,
sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır.
Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın
ve
onları hesaba katacaksın.
Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz.
Bu nedenle, en iyisi onun söylediklerini dinlemek.
Böylece kendisinden beklemediğin bir darbe
indiremeyecektir kesinlikle, sana.
Arkada bıraktığın şeyleri düşünme!
Kendi yolunda yürü.
Başını dik tut.
Kendini yenilmiş hissetme.
Kişisel hayatını yaşa.
Kahramanı, baş rol oyuncusu sensin.
Bu senin öykün. sen sadece yaşa.
Yüreğinin sesini dinleyerek,
yüreğinin diliyle konuşarak yaşa..!
Logged

[K/ayıp..]
HeLin
PsikopatIdealci
******

Teşekkür Sayısı 514
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 39604


tırnaklarına gözyaşı ojeleri süren.


« Yanıtla #16 : Temmuz 12, 2007, 15:19:14 »

tanımsız bir ruh tanımsız bir kalple koşmaktayım bilinmeyene. .
Logged

Hepinizin aLter egoSuyum.
LaL
PsikopatIdealci
******

Teşekkür Sayısı 51
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 22117


that wâs just a dréam.. .


WWW
« Yanıtla #17 : Temmuz 12, 2007, 15:44:37 »

bogulucaz bir gün.. ama bakalım ne saman :S
Logged

[K/ayıp..]
HeLin
PsikopatIdealci
******

Teşekkür Sayısı 514
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 39604


tırnaklarına gözyaşı ojeleri süren.


« Yanıtla #18 : Temmuz 12, 2007, 16:20:04 »

Kéndi sularımızda .. .
Logged

Hepinizin aLter egoSuyum.
LaL
PsikopatIdealci
******

Teşekkür Sayısı 51
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 22117


that wâs just a dréam.. .


WWW
« Yanıtla #19 : Temmuz 12, 2007, 16:21:59 »

ééd.. insanın én büyük düşmanı kéndidir dérlérdi.. o kadar ii anlıyorum ki.. napıyorsa bizé béynimiz yapıooooooooooor
Logged

[K/ayıp..]
HeLin
PsikopatIdealci
******

Teşekkür Sayısı 514
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 39604


tırnaklarına gözyaşı ojeleri süren.


« Yanıtla #20 : Temmuz 12, 2007, 16:34:18 »

Sad boğuluoruz çocuk boğuulyoruz biçim vermediğim şeylerin biçimini alıyoruz demiş yazar. ..

yokSa . .. değiştiriliyor muyuz. .
Logged

Hepinizin aLter egoSuyum.
LaL
PsikopatIdealci
******

Teşekkür Sayısı 51
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 22117


that wâs just a dréam.. .


WWW
« Yanıtla #21 : Temmuz 12, 2007, 20:49:05 »

deişmiyorus dediğin gibi deiştiriliorus.. sanırsam hayat bisden güçlü.. hep inkar ettim bunu ama.. sanırsam yendi bizi hileyle bile olsa..
Garip hissediyorum bi süredir.. malubiyete doymayan bir kumarbaz gibi.. yenildikce borc alıp oynayan hep cepten hatta kendi cebini asıp artık baskalarının ceperinden yiyen bir kumarbas..

Kendi duygularımızı yedik sahte sevnçler kaldı elimizde.. Sahte sevinçgösterileriyle başkalarınıda mı sömürüyorus bilmeden.. Acaba bis gercekten mutlu olamıyormuyus.. yoksa mutluluk gercekten bu kadar sahte ve ucucumu..
Ben inanmıyorum bu hayata.. bi hayat daha olmalı.. olmalı herseyin daha güsel oldugu bir hayat daha mutlaka olmalı..
Logged

[K/ayıp..]
HeLin
PsikopatIdealci
******

Teşekkür Sayısı 514
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 39604


tırnaklarına gözyaşı ojeleri süren.


« Yanıtla #22 : Temmuz 12, 2007, 20:54:18 »

 Sad

içimizdeki bizi saklayarak biras kuralına göre oynuyoruz .. kurallar ağır geldiğinde sınırlarımızı zorluyoruz. . içimizdeki gerçekliği dışavurmaya çalışıoruz bu sefer çıkan engeller bizi mutsus yapıorr sanırımm.. başka hayat hayal dünyamızda gizli bence.. .
Logged

Hepinizin aLter egoSuyum.
Su
IdealForumcu
***

Teşekkür Sayısı 1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 238


Gürültünün içinde derin bir melodidir, sesim.. .


« Yanıtla #23 : Temmuz 15, 2007, 14:33:17 »

Üç vakte kadar öleceğim!
Bir gençlik pazarı. Cıvıl cıvıl içerisi. Her çeşit insan, her çeşit ürün var. Takılar, tişörtler, mumlar, bebekler, makyaj malzemeleri, el emeği göz nuru eşyalar, müzik kutusu… Her şey ama her şey… E, bu dekora uygun olarak bir de falcı! Öyle böyle değil ama… Kendine mistik bir hava yaratmak için standını şu uyduruk Mısır resimleriyle donatmış. Tütsüler, tarot kartları, kapalı fincanlar, arkada bir piknik tüpünün üstünde bakır bir tencere, kenarda eritilmiş kurşunlar… Adam öyle yetenekli ki hem astral seyahate çıkabiliyor, hem suya bakabiliyor, hem tarot yorumluyor, hem kahve falına hem de el falına bakıyor… Etkilenmemek elde değil. Tabii eğer bu işlerden hiç anlamıyorsanız.

Ama maalesef ben anlıyorum. Yıllardır iştahlı bir çocuk gibiyim bu konuda…

Adam yüzünde kocaman bir gülümsemeyle oturtuyor beni karşısına. İlk gidişim. Tarot yorumu istiyorum. Çünkü tarota inanıyorum. Çünkü o kartlar benim de karşımda diriliyorlar. Onlarla yatıp onlarla kalktığım oluyor. Tarot öğrencisiyim ben. Ve karşıma çıkan tarot yorumcularının stillerini görebilmek amacıyla vasıfsız bir müşteri gibi oturuyorum karşılarına.

Adam büyük ciddiyetle bana bu işi on beş senedir yaptığını söylüyor. Kartlara bakıyorum gıcır gıcır. Yeni çıkmış kutusundan ve ustasının enerjisinden yoksun oldukları öyle belli ki. Yine de nedense gülümsüyorum ve devam ediyorum oyuna. Kartları seçiyorum. Açılımını yapıyor. Yapıyor da kartlara hiç bakmıyor ki… Bir iki uyduruk laftan sonra yüzüme bakıyor. Yıldızım düşükmüş. Bana büyü yapılmış. O yüzden hep yalnız kalırmışım. Sonra nasıl büyü bozduğunu, bu işi de ancak onun büyülerinin halledebileceğini söylüyor. Ben masum çocuk, gülümsüyorum. Öyle bir ücret söylüyor ki gerçekten büyüleniyorum. Beynim uyuşuyor. Şu anda bu parayı ödememin mümkün olmadığını söyleyip kalkıyorum yanından.

Ama kıvrım kıvrım kıvranıyorum. Ben bu adamı döveceğim.

Tam 1 hafta sonra yine karşısındayım. Bu sefer kahve falı istiyorum. Adam yine suratıma bakıyor fincanı açıp… Ve o muhteşem sözcükler dökülüyor ağzından: “Sende nazar var! Hem de öyle çok ki… Nasıl yaşıyorsun sen bununla bilmiyorum. Hayret!” Gülümsüyorum. Sanırım bu gülümseyiş onda farklı bir yoruma neden oluyor. Beni biraz saf bulduğu kesin! Ve devam ediyor. Aman bundan sonrasını iyi okuyun! “ Sen öleceksin canım!” Yüzüm allak bullak. “Efendim?” Adam büyük ciddiyetle tekrar ediyor: “ Sen öleceksin! Hem de çok yakın bir zamanda! Sana mutlaka kurşun dökmem lazım. Bak, fiyatı da çok uygun, 250 dolar!” Saçlarım önce yeşile, sonra mora, daha sonra kırmızıya dönüyor. Tırnaklarım bir anda uzuyor ve burnum kancalaşıp tam orta yerine kara bir siğil oturuyor. Dövmek mi? Yok yok, ben bu adamı kaynar kazanlarımdan birine atacağım! Sesim tam da istediğim gibi yarı kadın, yarı erkek sesi şeklinde korkutucu bir tınlamayla ağzımdan çıkıp suratına çarpıyor: “ Bak dostum, ben bu sandalyeden kalkarım. Ve şu pasajın orta yerinde bu adam şarlatandır diye bas bas bağırırım. O zaman sen beni öldürürsün ve kehanetin gerçek olur!” Yüzüme bakıyor: “Korktun mu?” Korktum mu? Tabii ki hayır! “ Şimdi beni dinle, eğer alnımda bu kız 5 dakika içinde ölecek yazıyorsa, sen ister kurşun dök, ister demir, hiç fark etmez!” Yüzüme acı acı bakıyor: “İnanmadın öyle mi?” “ Hayır, inanmadım! Sen nasıl böyle bir şeyi söylersin, söyleyebilirsin? En başta yaptığın işe ve o işin kurallarına aykırı!” Duruyor ve asıl bombayı patlatıyor: “ Doğru, söylenmez. Ama ben kesin öleceklere söylerim bir tek zaten!”

Sonrasını sormayın. Ne oldu ben de hatırlamıyorum. Zaten konu artık bu değil.
Onlar toplumun bir nevi, el altındaki, hemen ulaşılabilecek psikologları… Yaptıkları az buz iş değil. Hani derler ya “Boşa dememişler, fala inanma falsız da kalma” işte bu yüzden. Kehanet, insanı rahatlatan bir şey. Hâlâ ilkel benliğimiz korkuyor nasıl olacağını bilemediği gelecekten ve anlamlandıramadığı “olan”lardan… Hâlâ gücü kendimizde değil dışarılarda arıyoruz. Başkalarında… Başka şeylerde… Ne için?.. Azıcık umut için… Günlük hayatın karamsarlığında, siyah, lacivert ve kahverenginden başka renk tanımayan karamsarlığında kendimize renk bulmaya çalışıyoruz. Sevgilimiz geri dönecek mi? Annemiz iyileşecek mi? Derslerden iyi not alınacak mı? Evlenebilecek miyiz? Yeni bir iş bulabilecek miyiz? Hayat bize daha neler getirecek? Paramız olacak mı? O evi alabilecek miyiz? Üzerimizde büyü var mı?

Umut arıyoruz, ışık arıyoruz, şefkat arıyoruz. Birileri bizi anlasın istiyoruz. Empati kursun bizimle. Bizi bize anlatsın. Ola ki geleceğimizi de görebilir o kişi belki de… Çünkü o kadar iyi görmüş ve anlamıştır ki geçmişimizi- hatta bizden bile iyidir bu konuda- belki bizim göremediğimiz geleceği o ön görür. İnanmaya hazırız yani. Ne söylense inanmaya hazırız.

O nedenle yaptıkları iş çok ama çok önemli. Umut dağıtıyorlar. Anlık da olsa, kısa süreli de olsa umutsuzlukla kilitlenmiş yüreklerde bir rahatlamaya yol açıyorlar. Belki o ana kadar simsiyah gördüğümüz şeylerin siyah değil de en azından gri olabileceğini gösteriyorlar. Vücudumuzda, zihnimizde, ruhumuzda belki de o ana kadar karamsarlıkla sıkıştırdığımız, patlamaya hazır bir bomba haline getirdiğimiz enerjiyi bir sözle içimizden dışarı akıtarak rahatlamamızı sağlıyorlar.

Bir de umut tacirleri var. İşte bu adam gibi. Cahil olsanız, çocuk olsanız ya da azıcık bâtılınız olsa yandınız. Yarın ölebilirsiniz gerçekten. Yok yok şaka değil. Üzerinize bulaştırdığı yapış yapış enerji yakanızı kolay bırakmaz emin olun. Mutlaka bir yerlerde patlar.

Demem o ki; aman açın üçüncü gözünüzü siz de… Eğlenmek için, rahatlamak için bir umut tacirinin yapış yapış kirli enerjisiyle nasıl geleceğini görmek istediğiniz geleceğinizi kendi kendinize karartmayın.
Logged

çoğunuz 'idrak yolu enfeksiyonu'ndan müstaribsiniz,
haberiniz yok ; )
nefertiti
Su
IdealForumcu
***

Teşekkür Sayısı 1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 238


Gürültünün içinde derin bir melodidir, sesim.. .


« Yanıtla #24 : Eylül 28, 2007, 12:55:28 »

Uyku
Sen uyurdun. Ama uykucu hiçbir şeyi değiştirmezdi. Hani bazıları vardır, uyurken masumlaşırlar... Çocuklaşırlar... Ya da... Ya da işte öyle kendilerinden uzaklaşırlar. Uykunun tek boynuzlu atının sırtında dünyaya gülümserler. Oysa yaşamının yüzüydü gördüğüm. Değişmezdi. Sanki seni seyrettiğimi biliyordun da ona göre uyuyordun. Belki de tüm çizgilerini ve olabilecek tüm değişimleri bildiğimdendi senin değişmemen... Değişememen... Her neyse, birbirimizi eskitmiştik. Ben artık yanında derin uykulara dalamaz olmuştum. Sense düşlerde bile aynıydın. Sen uyurdun ve bendeki değişimi görmezdin!

İşte böyle geldi ayrılık. Şaşırdın... Beklemiyordun biliyorum. Çünkü sen uyurdun ben değişirken. Gözümü kırpamaz olmuştum belki sende de bir değişim olur, yine yakalarız birbirimizi diye... Eskiyordun... Eski... yordum... Evet, yüreğimi böyle yordum.

Şimdi bir başkasının yanındaymışsın duydum. Hem de öyle bir yanındaymışsın ki eskisen de, eskise de farkına varamazmışsınız... Öyle dalmışsınız uykulara. O da derin derin iç çekerek sıcacık kollarında düşler görüyormuş. Senin yüz çizgilerin aynı... İfadeler aynı... Örümcek ağları... Toz toprak... Şimdi bir başkasının uykularıyla rahat... Şimdi bir başkasının yanında...

Ben?.. Hala uyanığım. Hiç kapanmadı gözlerim o zamandan beri. Uykularımı kaçırdı senin aynılığın. Her an değişen bir yüz arıyorum... Uyandığımda şaşırtsın beni diye... Uyandığımda benden uzak olmasın diye... Zorlasın beni değişime diye... Uyanığım... Biri bana gerçekten hiç duymadığım, bilmediğim bir ninni söylesin diye!
Logged

çoğunuz 'idrak yolu enfeksiyonu'ndan müstaribsiniz,
haberiniz yok ; )
nefertiti
Su
IdealForumcu
***

Teşekkür Sayısı 1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 238


Gürültünün içinde derin bir melodidir, sesim.. .


« Yanıtla #25 : Eylül 28, 2007, 13:10:38 »

BİR SABAH TANIDIK BİR ŞEHRE GİRERKEN

Bir sabah tanıdık bir şehre girerken
Sıcak ve dost şeyler düşünür insan
Tanıdık bir yatak bekler sizi
Bir çocuk yüzü gülümser anılardan

Dost şehirler, sevgili, anne şehirler
Nice anılar, nice mutluluklar yaşadım her birinizde
Delikanlı bir sevinçle sokaklarınızdan geçtiğim oldu
Kederli günlerim oldu aklımı yitiresiye

Sonsuz kareli bir film gibi
Yaşamım geçiyor belleğimden
Tekrar etmek duygusu
Her şeyi yeniden, yeniden...

Bir sabah tanıdık bir şehre girerken
Hüzünlü, tuhaf şeyler düşünür insan
Sadece o şehrin değil
Kendisinin de değiştiği duygusundan...

ATAOL BEHRAMOĞLU


Tanıdık bir şehre merhaba.. yeni ve yeniden : )
Logged

çoğunuz 'idrak yolu enfeksiyonu'ndan müstaribsiniz,
haberiniz yok ; )
nefertiti
nietzsche
IdealManyak
*****

Teşekkür Sayısı 9
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 841


kaptan mağara adamı.


« Yanıtla #26 : Şubat 03, 2009, 11:42:06 »

Merhaba Smiley
Logged

yaşasın halkların sevgilillilili... haydi lilli lilil lilil yar... aman...aslkdhasd.
Sayfa: 1 [2]
« önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: