En Ideal Forum Adresiniz!
Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse
buraya tıklayın
.
Mayıs 25, 2012, 14:15:21
1725429
Mesaj
29055
Konu Gönderen:
27121
Üye
Son üye:
Poercetty
Ana Sayfa
Yardım
Giriş Yap
Kayıt
En Ideal Forum Adresiniz!
|
Idealsohbet.com Forum
|
İdeal Yarışma
|
En İyi Köşe Yazısı Yarışması...
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« önceki
sonraki »
Sayfa:
[
1
]
Yazdır
Gönderen
Konu: En İyi Köşe Yazısı Yarışması... (Okunma Sayısı 2164 defa)
Dua
PsikopatIdealci
Teşekkür Sayısı 344
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 31228
Coq qisliyy ajanımm ;pp
En İyi Köşe Yazısı Yarışması...
«
:
Kasım 10, 2009, 11:32:55 »
* Köşe yazısını, yazı sahibini belirterek konuya mesaj olarak gönderiyoruz.
* Her üye tek köşe yazısı ile katılabilir .
* Mesajlar dışında konuya yorum yazmayalım .
* Ödülümüz yine birinci olan arkadaşa teşekkür .
* 13.10.2009 akşamına kadar katılma şansınız var, oylama aynı gün başlayacak .
* Genel forum kurallarımız burdada geçerlidir .
Başarılar .
«
Son Düzenleme: Kasım 13, 2009, 15:29:56 Gönderen: Dua
»
Logged
.. .
Öyle bi içten sarılırım ki selama durur tüm geçmişin
. ..
Olabilirliğine şaşarsın böyle
sevilme
nin
(!)
Dua
PsikopatIdealci
Teşekkür Sayısı 344
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 31228
Coq qisliyy ajanımm ;pp
Ynt: En İyi Köşe Yazısı Yarışması...
«
Yanıtla #1 :
Kasım 10, 2009, 11:47:26 »
Duvarın altında kalan - Can Dündar
20 yıl önce bugün, Berlin Duvarı yıkıldığında 32. Gün’de çalışıyordum.
Duvarın balyozlanışını heyecan içinde izlemiştik.
Mazinin beton perdesi bir gün içinde un ufak olup 7 kıtaya yayıldı; her bir parçası, karanlık bir devrin simgesi olarak çekmecelere tıkıldı.
Alman rock grubu Scorpions “Winds of Change”i (“Değişim rüzgarları”) estirirken “Hiç düşünmüş müydün/ kardeş gibi yakın olabileceğimizi” diye soruyor, “Havada istikbali hissedebiliyorum” diyordu.
Biz de yeni bir ümit kapısının eşiğinde olduğumuzu hissediyorduk.
Evlerimize o eşikten atlayan ilk askerin posterini asıyorduk.
* * *
Omzunda kalaşnikofuyla, dikenli tellerin üzerinden atlayan Doğu Alman askerinin fotoğrafını bilirsiniz.
Fotoğraftaki askerin adı Conrad Schumann’dı.
2. Dünya Savaşı’nda doğan kuşaktandı.
19 yaşındaydı.
Bir Sakson kasabasında doğmuş, gönüllü polis olmuştu. Sadakati sayesinde, inşa edilmekte olan “anti-faşist savunma duvarı”nda nöbete çağrılmıştı.
15 Ağustos 1961 günü, tenini yakan üniforma içinde sigara üstüne sigara içerken bir an karşı taraftan “Atla… atla…” diye bağıranların çağrısına uymuş ve saat 16.00’da bütün mazisini geride bırakan bir deparla sınırı aşmıştı.
Sadece ikiye bölünmüş bir kentin değil, ikiye bölünmüş bir dünyanın bir kutbundan diğerine koşmuş, soğuk savaşın ve “özgürlüğe” kaçışın sembolü olmuştu.
* * *
Aynı anda yine 19 yaşında bir fotoğrafçı, karşı kaldırımda bu anı kolluyordu.
Peter Leibling, genç askerin tellere doğru hareketlendiğini görünce Exacta marka fotoğraf makinesinin 200 mm’lik objektifini ona doğru yöneltmiş ve peş peşe deklanşöre basmıştı. Çektiği tek fotoğrafla Doğu Alman rejiminin propaganda makinesini yere çalmıştı.
O fotoğraf, ertesi günkü gazetelerin 1. sayfasına yerleştiği gibi, ona sayısız ödül de kazandıracak ve 20. yüzyılın sembol fotoğraflarından biri olarak zihinlere kazınacaktı.
Geçen Haziran’da Almanlar, o anı Bernauer Caddesi’ne diktikleri bir heykelle ölümsüzleştirdi.
* * *
Batı propaganda çarkı, 19 yaşındaki bir firariden, “hürriyet yolunu açan bir kahraman” mitosu yaratmıştı.
Sonrasını pek umursamadı.
Schumann, Bavyera’ya yerleşti. Audi fabrikasında iş buldu. Evlendi, çocukları, torunları oldu. Arada komünizm aleyhtarı gösterilere katılıp posterlerini imzaladı; ABD Başkanı’nın ziyaretinde Brandenburg Kapısı’nda Reagan’ın yanı başındaydı.
1989’da duvar yıkılınca “Şimdi kendimi gerçekten özgür hissediyorum” dedi. Ama sınırı tersine aşıp doğduğu Saksonya’ya, akrabalarını, eski arkadaşlarını ziyarete gitmedi.
Psikiyatrına göre bir savaşın ortasında yoldaşlarını ortada bırakmanın vicdan azabını yaşıyordu. “Kutsal and”ına ihanet ettiğini düşünüyordu. Kendisine veya ailesine zarar verileceğinden korkuyordu.
Depresyondaydı.
Duvarın yıkılmasından 9 yıl sonra, 20 Haziran 1998’de kendini bir ağaca asmış olarak bulundu.
Geride hiçbir açıklama bırakmadı.
Arkasından yazılan bir yazıda şöyle deniliyordu:
“Belki de yeterince uzağa atlayamadı.
Bir insanı bir rejimden koparabilirsiniz, ama bir rejimi bir insandan koparmak o kadar kolay değildir.”
Logged
.. .
Öyle bi içten sarılırım ki selama durur tüm geçmişin
. ..
Olabilirliğine şaşarsın böyle
sevilme
nin
(!)
SERKANs
PsikopatIdealci
Teşekkür Sayısı 190
Offline
Mesaj Sayısı: 11111
::::::KuruÇeşme'li SinCe19o7
Ynt: En İyi Köşe Yazısı Yarışması...
«
Yanıtla #2 :
Kasım 10, 2009, 11:53:43 »
Amerika’da ünlü bir avukatın kaybettiği tek dava....
Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu.
Futbolcu yakalanmıştı.
Ama karısının cesedi ortada yoktu.
Duruşma Amerikan filmlerindeki gibiydi.
Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu.
Kucak dolusu parayla tuttuğu avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu:
"Say...ın jüri üyeleri, müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum. Buna az sonra sizler de inanacaksınız. Neden mi? Bakın, şimdi 1' den 10' a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karisi bu kapıdan içeri girecek... 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10..." Bütün jüri kapıya döndü.
Kimse girmedi içeri.
Avukat bir savunma dahisiydi, öldürücü hamlesini yaptı :
"Bakın, siz de kadının öldüğüne inanmıyorsunuz. Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız. İşte kararı buna göre vermenizi talep ediyorum."
Ancak jüri ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı.
Mahkeme çıkışında avukat, bayan jüri başkanına yaklaştı :
"10' a kadar saydığımda siz de diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız. Neden böyle bir karara imza attınız?"
"Doğru" dedi jüri başkanı;
"Ben de kapıya baktım, ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu!.
." Bakış açınızı ne kadar geniş tutarsanız, doğruya ulaşmanız o kadar hızlı olur. En iyi analist herkes bir noktaya bakarken, o noktaya yönelen bakışları izleyen kişidir...
İNSAN İNANDIĞI ŞEYLER UĞRUNA MUHTEŞEM HATALAR YAPABİLİR
«
Son Düzenleme: Kasım 10, 2009, 12:01:28 Gönderen: SERKANs
»
Logged
fenerbahce is life since 1907
zzZZZzzz
PsikopatIdealci
Teşekkür Sayısı 140
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 10838
Ynt: En İyi Köşe Yazısı Yarışması...
«
Yanıtla #3 :
Kasım 10, 2009, 12:13:18 »
Düşmanından utanmak!
Meslek içi kavgaları evrensel sorunlar zannederek kinini büyütenlere; tartışmaları belden aşağı indiren sonra da aynı şekilde karşılık bulunca kendinden geçenlere armağanım olsun:)
Cyrano de Bergerac, tiyatro okuduğum yıllardan beri en sevdiğim oyunlardan. Hüzünle komedinin beraber doğurduğu, ölümsüz bir eser. Hele Cyrano'nun "burnunuz çok büyük" diyerek kendisiyle dalga geçmeye çalışan düşmanına cevaben söylediği tirada bayılırım:
"Hepsi bu mu?" der karşısındaki küstah tipe: "Oysa daha neler bulunabilir söyleyecek!" Sonra da başlar kendi koca burnuyla dalga geçen mısralar sıralamaya. Önce dostane bir tarzda konuşur kendisiyle: "Burnun yana yatmaz mı, senden evvel davranıp kadehine batmaz mı?" Sonra birden zarifleşir: "Kuşları sevdiğiniz besbelli! Yorulmasınlar diye yavrucaklar, temelli bir tünek kurmuşsunuz!"
Derken iyice kaptırır kendisini ve onlarca şairane hakaret sıralar. Romantik, saldırgan, safça, hazin ya da akıl dolu sivri mısralardır bunlar. Ama en güzeli, saymayı bitirince dönüp karşısındaki düşmana söylediği sözlerdir aslında.
"Sizde biraz kafa olsaydı, beni aşağılamak için şu saydığım sözlerden hiç olmazsa birini akıl ederdiniz. Ama bunu yapacak kadar akıllı olsaydınız, sizi kılıcımla hemen öldürürdüm zaten"
İşte bu yüzden güzel adamdır Cyrano. Her şeyde, hatta düşmanında bile bir zarafet, estetik, zekâ kırıntısı ve yaratıcılık arar. Onun keyfini kaçıran düşman sahibi olmak değil, düşmanlarının kalitesiz oluşudur. Ne var ki onun aradığı mertlik ve güzellik yoktur çevresindeki dünyada. Kalleşçe bir tuzakla ölüme itildiğinde, can çekişirken şunları söyler: "Gördünüz mü, ay ışığı beni götürmeye gelmiş!"
Ay ışığı onu alır götürür sonra uzaklara. Onun kalbi gibi aydınlık, el değmemiş ve soylu köşelerine bilinmezin...
Şu dünyadan kendi kalitesinde bir düşman bulamadan çekip gitmiştir Cyrano. Buna üzülmekte de haklıdır belki. Kaç paralık insan olduğumuzu anlamak için düşmanlarımıza bakmak gerekir belki de.
"Burnunuz çok büyük!" Söylenebilecek onca söz varken bula bula bunu bulmuş düşman. Bu kadar sıradan, bu kadar yaratıcılık özürlü, bu kadar belden aşağı ve ahmakça... Zavallı söz ustası Cyrano kahrolmasın da ne yapsın?
---
Öfkenizin cinsini kontrol etmenizi öneririm...
Sonunda mutlaka aynı şekilde size döner çünkü...
Ne yediğiniz önemlidir değil mi?
Iclal AYDIN
Logged
Chuck
PsikopatIdealci
Teşekkür Sayısı 72
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 11403
Ynt: En İyi Köşe Yazısı Yarışması...
«
Yanıtla #4 :
Kasım 10, 2009, 13:08:22 »
Sevgili Arda,
Şu anda üzerinde büyük bir sorumluluk var.. Sadece Galatasaray Kaptanlığı değil.. Artık beni de taşıyacaksın sırtında..
Galatasaray kaptanlığı son yıllarda, tüm saygınlığını yitirmiş, "Kolunda bant taşıyan adam"dan öte anlam ifade etmez olmuştu. Oysa kaptanlık, takımının içerde ve dışarda liderliği anlamına gelirdi, benim daha çocukken gördüğüm, sonra gazetecilikle beraber öğrendiğim şekliyle..
Bu vasıf yok oldu, ya da yok edildi..
Lider vasfı taşıyacak adam mı bulunmadı, yoksa, yöneticiler ve teknik direktörler, böyle bir kaptanı takımın içinde kendilerine rakip mi gördüler, uzun analizlere girmeyeceğim..
Ama herkesin gördüğü gibi Galatasaray'da "Kaptanlık" bitti. Aslında hiç olmaması gerekenler kaptanlığa getirilmeye başlandı.
Geçen yıl bir yazı yazdım, kaptanlık üzerine..
Galatasaray'ın gelmiş geçmiş en büyük kaptanlarından, efsane adam Baba Gündüz'ün hem de kendisi henüz oynarken, bir soyunma odasından sahaya çıkışta, gencecik Turgay Şeren'i nasıl öne sürdüğünü "Bundan sonra kaptan sensin" dediğini, Turgay'ın nasıl şaşırıp utandığını, ama Baba'nın onu nasıl ikna ettiğini anlattım.
Öyküyü bana bizzat Baba Gündüz anlatmıştı..
Futbolunun son günlerine geldiğini biliyordu. Liseli gencecik Turgay'daki müthiş futbol yeteneğini görmüştü. "En az 20 yıl bu formayı giyer" demiş ve yakın gözlemeye almıştı. Turgay'da aradığı liderlik vasıflarını bulmuştu. Karakteri, gençlere örnek olacak düzeydeydi. Turgay eninde sonunda Galatasaray'da kaptan olacaktı.. "O zaman niye şimdi olmasın?.. Niye Galatasaray'ın başında 20 sene kalmasın" demişti ve bir gün tünelde sırtını sıvazlayıp "Hadi bakalım öne geç, ben senin arkandan geleceğim" demişti.. Turgay, Baba'yı utandırmadı. Tıpkı onun gibi bir efsane kaptan da o oldu. Turgay Kaptanın tüm zamanını gazeteci olarak yaşadım ve Baba Gündüz'ün nasıl doğru seçim yaptığını gördüm. ..Ve bütün bu bildiklerimin ışığında Galatasaray Kaptanlığına senin getirilmeni önerdim.
İyi bir Galatasaraylıydın. Gençtin, yeteneklerin büyüktü. Galatasaray'da yıllarca oynayabilirdin. Takım arkadaşların seni çok seviyorlardı. Saha içinde takıma liderlik yapacak vasıfların vardı.. Kaptanlığa gelmen için yılların geçmesine gerek yoktu.
Yönetim bu düşünceme katıldı. Bu sezon başında takım kaptanlığına getirildin.
Şimdi başarmak zorundasın.
1-Galatasaray için..
2- Kendin için..
3- Seni öneren benim için, başarmak zorundasın..
Şimdi seni kaptanlığa öneren ağabeyin olarak önerilerim var. İyi dinle..
İlk iş olarak Turgay Kaptanı ziyaret et.
Galatasaray'a nasıl kaptan olduğunu bir de o anlatsın sana.. Sonra da Galatasaray Kaptanlığının ne olduğunu..
Turgay Kaptan'ı örnek alırsan, sırtındaki yük hafifler..
Şu iki sözcüğü sakın aklından ve yaşamından sakın çıkarma..
Sportmenlik ve centilmenlik..
Saha içinde sportmenliğinle arkadaşlarına örnek olmalısın. Daha ilk resmi maçında hakeme itirazdan kırmızı kart gören (Gören de takımın en çaylağı, en haddini bilmesi gerekeni üstelik) bir takımın kaptanı olduğunu hiç aklından çıkarma. Galatasaray, hakemlerin nefret ettiği bir takım olmaktan çıkmalı. Sen hata yapmıyor musun?. Hakem de yapacak.. Sen saldırırsan, takım da saldırır. Hakemin nefretini kazanırsınız. Bunu iyi bil. Sportmenlik sadece bir jest değildir. Uzun vadede kazandırır.
Sadece hakemlere değil tabii, rakiplere de sportmen olmalısın örnek bir kaptan olarak.. Saha içinde Arda'nın çirkin bir hareketini artık kimse görmemeli..
Arda ve takımı, yenmek kadar yenilmeyi de bildiğini göstermeli. Spor bu. Sportmenlik bu.. Centilmenliğe gelince..
Görüyorsun, özel yaşamın da adım adım izleniyor.. Altındaki arabadan, yanındaki kadına kadar göz altındasın. Her davranışın haber oluyor. Olsun.. "Olacak" diye gençliğini yaşamaktan vaz geçme..
Şöhretin var, paran var.. Gözdesin. Bunları değerlendirmek, hayatın tadını sonuna dek çıkarmak hakkın..
Sana formasını verdikleri Metin Kaptan öyleydi mesela.. Çok canlı, çok dolu yaşardı. Ama dünyanın en centilmen adamıydı..
Özel yaşamında, hele kadınlara karşı tam bir centilmen olduğunu göstermeli, kanıtlamalısın.. Seni örnek alan milyonlarca genç var, unutma sakın.. ..
Ve şimdilik son öğüt..
Asla ama asla şımarmamalı, şımarıkça davranmamalısın..
Gene büyük Kaptan Metin Oktay'dan örnek vermek isterim. Fenerbahçe'yi, Fener'in favori olduğu maçta 5-0 yenmişlerdi. 4 golü Metin atmıştı. Soyunma odasına gittim. (O günlerde gazeteciler soyunma odasına gider ve röportaj yazarlardı. Maç günleri istihbarat defterindeki görev paylaşımında "Soyunma Odası" da yer alırdı.) Oda bayram yeriydi. Herkes çılgın gibi bağırıyor, zıplıyor, kucaklaşıyordu. Birden gözüm Metin'e takıldı. Bir köşede oturmuş, başını iki elinin arasına almıştı. Sanki maçı 5-0 kaybeden takımın kaptanı oydu. Ya da çok kötü bir haber almıştı.. Koştum "Hayrola?.. Ne var" diye.. Başını kaldırdı. Beni gördü..
"Hıncal" dedi.. "Yarın gazetelerin benim için neler yazacağını tahmin edebiliyor musun?.. Allah beni şımartmasın!.."
O sahne, o laf aklımdan hiç çıkmadı Arda!..
Hiç çıkmadı..
Senin de kulağına küpe olsun..
İyi kaptan ol Arda!.. Örnek kaptan ol!.. Bir efsane kaptan da sen ol..
Yarınlara kal.. Yarın biri de seni anlatsın, genç Galatasaraylılara!..
Yanaklarından öperim!..
Hıncal Ağabeyin..
Logged
HeLin
PsikopatIdealci
Teşekkür Sayısı 514
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 39604
tırnaklarına gözyaşı ojeleri süren.
Ynt: En İyi Köşe Yazısı Yarışması...
«
Yanıtla #5 :
Kasım 11, 2009, 19:51:27 »
Atatürkçülük Bu mu?
Başkası anlatsa inanmakta zorlanırdım ama kendim izledim.
CHP Grup Başkanvekili şöyle diyordu dünkü Meclis oturumunda.
“Sabah tıraş olurken TRT 3’ü dinliyordum, spiker yayına keyifli bir sabah dileyerek başladı... Böyle bir günde keyifli sabah olur mu?”
“Böyle bir gün” dediği Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün yetmiş birinci ölüm yıldönümü olan 10 Kasım günüydü.
Bu milletvekili “sol” bir geçmişi olan, araştırmalar yapmış, kitaplar yazmış biri.
Bir klasik müzik kanalının spikerinin dinleyicilerine “keyifli” bir sabah dilemesini kınıyor çünkü 10 Kasımlarda hep birlikte acı çekmesi gerekiyor bu ülkenin.
Her 10 Kasım gününü donduracağız hayatımızda, o gün gülmeyeceğiz, eğlenmeyeceğiz, sevişmeyeceğiz, fıkra anlatmayacağız, şaka yapmayacağız, bir müzik parçasını “keyifle” dinlemeyeceğiz.
Muhalefet partisinin halkına önerdiği bu.
Bunun, hayatta bir karşılığı var mı?
İnsanlar gerçekten bir ölümün 71. yıldönümünde, o ölümün ilk günündeki acıyı aynen duyarak yaşayabilirler mi?
Yeryüzünde, “tarihî” bir liderinin ölümünün 71. yıldönümünde “yas” tutan bir ülke biliyor musunuz?
Ben böyle bir ülke bilmiyorum, bilen varsa bana söylesin.
Böyle bir şey sadece Türkiye’de yaşanıyorsa, bunun bir nedeni olmalı.
İngilizleri ülkesinden savaşarak çıkaran ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk başkanı olan General Washington’ın Amerikan tarihindeki önemi Atatürk’ün Türkiye tarihindeki öneminden az mıdır?
Azsa, niye az?
Az değilse, niye Amerikalılar ölüm yıldönümlerinde “yas” tutmuyorlar da bize “keyifli” müzik dinlemek bile yasak oluyor?
Amerikalılar çok mu nankör?
Sanırım fark, bu liderlerin tarihteki önemlerinin farklılığından kaynaklanmıyor.
Fark, bu liderlerin “geçmişteki” değil “bugünkü” öneminden doğuyor.
Amerika’da hiç kimse Washington’ı “bugünkü” siyasi tartışmalarda “kendi görüşünü” savunmak için kullanmaz ama Türkiye’de bir kısım insan “kendi görüşlerini” Atatürk’ün arkasına saklanarak savunmak ister.
Atatürk’ü “tarihî bir lider” kimliğinden çıkarır, onu günlük bir politikanın bir parçası haline getirir.
Ama bunu yaparken bir şeyi unutur.
Siyaset, tartışmak demektir, Atatürk’ü “günlük siyasetin” parçası haline getirdiğinizde onu da günlük tartışmaların bir parçası yaparsınız.
Ya da hem Atatürk’ü siyasete sokar hem de onun “tartışılmasını” yasaklamaya çalışırsınız.
O zaman, Atatürk’ü “tabulaştırmak”, “insanüstü” bir varlık haline getirmek, ona neredeyse “kutsal biri” muamelesi yapmak zorunda kalırsınız.
Atatürk, “kutsal” biri mi?
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyen birini beğeniyorsanız, seviyorsanız, onun çok önemli olduğuna inanıyorsanız, onun düşüncelerini kendinize “mihmandar” seçiyorsanız, “ilimin en hakiki yol gösterici” olduğuna da inanmak zorundasınız.
İlimde, “kutsallığın” yeri var mı?
Atatürk’ü “kutsallaştırmaya” çalışanlar ya onun ne dediğini bilmiyorlar ya da ciddi bir çarpıtmayla onu kendilerine siyasi bir kalkan yapmaya uğraşıyorlar.
Ben, ikincisinin daha muhtemel olduğunu düşünüyorum.
Asla Atatürk’e “ilimin” ışığında bakmıyorlar.
Çünkü Atatürk, kendi “fikirlerinin” yetmediği noktada onlara “destek” olacak, onları eleştirilerden koruyacak “kutsal” bir muska onlar için.
Parlamento’da, Kürt açılımının ya da demokratik açılımın Atatürk’ün ölüm yıldönümünde konuşulamayacağını söyledi muhalefet partileri.
Neyi Atatürk’e saygısızlık olarak gördüler?
Yirmi beş yıllık savaşı bitirecek olan “Kürt açılımı” acaba “yurtta sulh” ilkesine hangi noktada aykırı?
Ben Atatürkçü değilim, onun zamanında yaşamış olsaydım herhalde onu ve arkadaşlarını değil, “demokrasi” isteyen grubun fikirlerini kendime yakın bulurdum.
Ama Atatürk’ün “tarihî bir lider” olarak gereken saygıyı görmesini, tarihî gerçekler ışığında değerlendirilmesini, hatalarının belli bir saygı çerçevesinde tartışılmasını isterim.
Türkiye’yi acı çekmekten kurtaracak çok önemli bir “barış açılımını” Atatürk’ün adıyla engellemeye çalışmak bana pek “saygılı” bir davranış gibi gözükmüyor.
Eğer “barış” konusunda fikirleriniz varsa söyleyin hep birlikte dinleyelim ama kendi fikirsizliğinize onu alet etmeyin bence.
Siz onun adını böyle kullandığınızda Atatürk’ü, hiçbir fikri olmayan, her değişime karşı çıkan, saçma sapan demagojilerle vakit geçiren bir insan grubuyla “özdeşleştirmeye” kalkıyorsunuz.
Unutmayın ki adının arkasına saklanmaya çalıştığınız insanın pek çok hatası vardı ama hiçbir zaman sizinki gibi çaresiz bir ucuzluğun adamı olmadı, fikirlerini söylerken kimsenin arkasına saklanmadı.
Kendi fikrini kendisi gibi söyledi.
Ahmet Altan
Logged
Hepinizin aLter ego
S
uyum.
Azé
PsikopatIdealci
Teşekkür Sayısı 122
Offline
Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 6054
Ynt: En İyi Köşe Yazısı Yarışması...
«
Yanıtla #6 :
Kasım 11, 2009, 19:57:15 »
Özenmek Özenti Değil
Durup düşünsek daha çoğunu da hatırlarız herhalde. Biz bu ülkenin insanları ne çok şeye üzüldük, hayıflandık, dertlendik. Aşk ağlatır, dert söyletir derler. Dertlenip de söyleyemediğimiz çok zaman oldu.
Yahu hiç mi sevinmedik, kıvanmadık, yaptığımızdan mutluluk duymadık, diye sual edeceğim tuttu birden.
Zihnimde bir koşuşmadır başladı. Durup düşündüm.
Bir sevgili öldü diye bütün bir halkın ağladığını gördüğümde dokuz yaşındaydım. Yaşım, bütün bir milletin, evladını kaybetmiş bir ana, babasız kalmış bir çocuk gibi sahici gözyaşları dökmesinden etkilenmeye yetti o zaman. Gelen 10 kasım’larda o hissi yıllar yılı yeniden yaşadım.
Ertesi yıl bir büyük acıda yeniden buluştuk. 27 aralık günü Erzincan depremi oldu. 15 000’i aşan ölüm, kışın zorlukları, başını İnönü’nün göğsüne dayamış köylü nine... İmkânlar yetersizdi belki, ama acıyı tek bir vücut gibi sahiplenişimiz de bir şeydi, böyle olduğunun farkına vardık, diye hatırlıyorum.
Savaş başladı. Büyüklerimizden hikayesini dinleye geldiğimiz büyük savaşın tekrarı gibiydi derken, bunun gelmiş geçmiş hiçbir savaşa benzemediğini fark ettik. Adını inkâr etmeyen, sahiden dünya savaşıydı bu.
14 Mayıs 1950 günü, peşinden koşarken nefes nefese kaldığımız Avrupa kaltağına nihayet eriştik duygusunu yaşadık biz milletçe.
Evet, kısa bir süre için.
6/7 Eylül 1955 ve ertesi, 27 Mayıs 1960 ve ertesi, milletçe utanıp üzüldüğümüz, kahrolduğumuz acılar yaşadık.
Tek katlı kerpiç evlerden apartmana taşınmışçasına sevinmemizle, depreme benzer darbelerle yerlere serilmemiz bir oluyordu.
– Bir de sevindiğinizi söyle deseniz, zorlanırım. Güreşçilerimizin dünya şampiyonu olduğu günler desem, içinizden ne gelir? Acımak mı, gülmek mi, durup yeniden düşünmek mi?
Eğitimdi, sağlıktı, sanayi ve ticaretti desek de, siyasette bocalamaktan öte gidemiyorduk. Neyimiz eksikse siyaset ile feraseti bir araya getirmeyi beceremedik gitti.
Açılımları tamamlamaya ne kadar ihtiyacımız olduğunu, birinin üstesinden gelmedikçe bilemeyeceğiz. Ee, özeniyoruz
...
Hakkı Devrim - Radikal
«
Son Düzenleme: Kasım 12, 2009, 00:04:31 Gönderen: KatЯé
»
Logged
Jacobs
IdealManyak
Teşekkür Sayısı 71
Offline
Mesaj Sayısı: 898
Ynt: En İyi Köşe Yazısı Yarışması...
«
Yanıtla #7 :
Kasım 12, 2009, 00:03:35 »
Uğur Mumcu - Özal - Yaşar Kemal
TAM on beş yıl önce O'nu katlettiler ve cinayetin üstünün örtülmesini de sağladılar... Abdi İpekçi olayı nasıl unutturulduysa, zamanın Mumcu meselesini de iyice gömeceğine eminler..!
Öldürüldüğünde Türkiye'yi Demirel-İnönü koalisyonu yönetiyordu ve İçişleri Bakanı da İsmet Sezgin'di... Katillerin belirlendiği, yakalanacağı konusunda namus üzerine sözler verildi...
Değerli okuyucularım, Uğur Mumcu'nun öldürülmesinden dört yıl sonra, 1997'de yazdığım yazıları, yıldönümü vesilesiyle sizlere sunmak istiyorum...
İşte o dönemde, onbir yıl önce yazdığım yazılardan birincisi aynen şöyleydi...
'24.OCAK.1997 - Eşkiya sürüsü, bundan dört yıl önce bu ülkenin bir yurt sever gazetecisini, gerçek manada aydın, dürüst ve cesur insanını kalleş bir saldırı ile canice öldürüldü. Uğur Mumcu hem Türkiye hem de tüm insanlık için yeri asla doldurulamayacak bir kayıptır. Terör odakları ve şiddeti besleyen, şiddetin ticaretinden zenginleşen çokuluslu şirketlere egemen ülkelerin komplocu gizli servislerine, silah ve uyuşturucu kaçakçılarına ülkemizi talan edenlere işbirlikçi hainlere karşı kalemi ile amansız bir kavganın içerisindeyken bomba ile havaya uçuruldu... Aradan geçen bunca zamana rağmen hâlâ saldırganların ve karanlıklarda onların iplerini tutanların gizli kalmasının hiçbir şekilde izahı yoktur. Oysa cinayet günü Türkiye'yi yönetenlerin katil sürüsünün yakalarına yapışılacağı üzerine verdikleri sözler vardır. Namus üzerine sözler... O cinnet gününün ardından daha rahmetli Mumcu'nun kanı yerde kurumadan ülkeyi yönetenlerin sözleri aynen şöyledir:
'Suikast işini çözdük, rahatız. Diplomatik sıkıntı istemediğimiz için henüz açıklamıyoruz. İşi kim ne için yaptı biliyoruz.'
Elimde bir kitap var... Rahmetli Mumcu'nun son kitabı... Yarım kalan Kitap... 108 sayfalık kitabın 88 sayfası derleme mahiyetinde ana temaya ek yapılmış. Baştan itibaren yirmi sayfa ise müthiş bir belge niteliğindedir...
Bu yirmi sayfada Uğur Mumcu, katillerinin kim olduğunu açık seçik yazmaktadır! Rahmetli Mumcu ancak yirmi sayfasını tamamlayabildiği kitabında bugün tartışılan devlet içerisine sızıp çete oluşturanları da belirtmektedir. Kitabı biraz anlatalım... Bu kitap Apo'nun Ankara'daki üniversite yıllarında sıkıyönetim savcılarına muhbir olarak nasıl çalıştığını, daha sonra ABD elçiliği tarafından birtakım istihbarat işlerinde değerlendirildiğini işaret etmektedir. Yirmi sayfalık kitap gümrük kapılarının nasıl eleğe döndürüldüğünü, devlet görevlileriyle bölücü çete elemanlarının karanlık ortaklıklarının, bu ortaklıkta uyuşturucu ticaretinin önemli yer tuttuğunu ortaya sermektedir. Kitabın içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin eşkıya ile masaya oturmasını isteyenlerin karanlık izdüşümleri vardır.
Uğur Mumcu'nun suikasta uğramasından sonra devrin Cumhurbaşkanı Özal'ın olaya donuk kalması hep dikkatimi çekmiştir. Mumcu'nun cenazesi kaldırılmadan Turgut Özal bir bahane ile ABD'ye gitti. Geçen yıl Milliyet Gazetesi çok küçük bir haber olarak, Uğur Mumcu'nun ağabeyi Ceyhan Mumcu'nun bir demecine yer verdi. Ceyhan Mumcu, Özal'ın Uğur Mumcu'yu Amerika'da bazı mihraklara şikâyet ettiğini söylüyordu. Üstelik Özal, bu şikâyetini Yaşar Kemal'in elinden aldığı mektupla destekliyordu. Mesele şudur...
1992 yılı Nisan ayında Özal ABD'de Methodist Hastanesi'ndedir. Buradan Semra Özal aracılığı ile bir ünlü gazeteciye ulaşır. Bu gazetecilerden Yaşar Kemal'e gidip Güneydoğu meselesine ilişkin bir yazı alması istenir. Semra Hanım aracılık istediği gazeteciye 'Turgut Bey en yüksek düzeyde ABD güvenlik örgütleriyle görüşecek. Bu yazarın görüşlerine ihtiyacı var' der. Yazar,Yaşar Kemal'dir... Yaşar Kemal malum sloganları ile federasyonlardan çağrışımlar yapar. Bu arada Ulusal Birlikçi-Kemalist yazarların, federasyonlar önünde engel koymalarından söz eder. Mumcu C-4 tipi bomba ile ödürüldü. Bu bomba tipi CIA patentiyle ünlüdür..."
Onbir yıl önce yazdıklarım, tazeliği ile öylece duruyor...
Behiç
KILIÇ
,
23 Ocak 2008
, Tercüman
Logged
Memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar
gaflet
ve
dalâlet
ve hattâ
hıyanet
içinde bulunabilirler.
Bu ihaneti unutmak için hiçbir sebep göremiyorum!
Sayfa:
[
1
]
Yazdır
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
Forum Kurallari
-----------------------------
=> Forum Kurallari
-----------------------------
Idealsohbet.com Forum
-----------------------------
=> Forum Yenilikleri, Görüşleriniz, İstekleriniz, Şikayetleriniz
=> Yeni Başlayanlar
=> Duyurular \ Uyarılar \ Öneriler
=> Anketler
=> ideaL Forum ÖzeL
===> Ayın İdeal Üyesi
===> İdeal Andaç
=> İdeal Yarışma
===> Yarışma Sonuçları
=> İdeal Röportajlar ..
===> İdeal Yönetim Röportajları
===> Ayın İdeal Üyelerini Tanıyalım
=> Günlükler
-----------------------------
Kurtarma Bölgesi
-----------------------------
===> A-B-C
-----------------------------
Ideal Sözlük
-----------------------------
=> Türkçe Kelimeler, Tümceler..
=> Yabancı dil kelimeler, Tümceler..
-----------------------------
Ideal Club
-----------------------------
=> Ideal Geyik Cafe..
=> IdeaL Acık Oturum
=> IdealClup Oyunlari
=> Fıkra Bölümü
=> Zeka Oyunları - Bilmece - Bulmaca
=> Felsefe clubu
===> Metafizik
===> Psikoloji
=> Komik Loglarınız
=> Ilginç Linkler
=> Dogum Gunun Kutlu Olsun
=> Kırık Kalpler Kulubu
=> Yazı Arşivi
=> Ideal Radio Clup
===> Dj Röportajları
=> İtiraf Ediyorum
=> Aşk / İlişkiler
=> Efsanaler / Hikayeler
=> Müzik genel, Tartışma Bölümü
===> Şarkı Sözleri (Lyrics)
=====> A,B,C,D,E
=====> F,G,H,I,İ
=====> J,K,L,M,N
=====> O,Ö,P,R,S
=====> Ş,T,U,Ü,V,Y,Z
=====> Yabancı Dillerdeki Şarkı Sözleri
=> Müzik
===> Yabancı Müzik Videoları
=> Mektup
=> Sahaf Cafe
=> Videolar
-----------------------------
Ideal Bayan
-----------------------------
=> Diyet
===> Zayıflama Ürünleri
===> Egzersiz
=> Sağlık ve Beslenme
===> Jinekoloji
=> Evlilik Öncesi ve Sonrası
===> Evlilik Hazırlıkları
===> Hamilelik Dönemi
=> Takı&Aksesuar
=> Güzellik Bakım
=> Örgü Dünyası
-----------------------------
Genel Konular
-----------------------------
=> Atatürk Köşesi
=> İL İL Türkiye
=> Yurt Dışı
=> Kişisel Gelişim..
===> Ingilizce Pratik :)
=> Hayatın İçinden...
===> Sağlık
=> Astroloji Burçlar Fal dünyası
=> Ilginc Ama Gercek
=> Yemek Bolumu
===> Diyet Yemekleri
===> Pratik Bilgiler
===> Çorbalar
===> Salatalar/Mezeler
===> Makarna/Pilav
===> Et Yemekleri,Sebze Yemekleri,Diğerleri
===> Tatlılar
===> kek,börek,kurabiye
===> reçel
===> Türk Mutfağı
===> Dünya Mutfağı
===> Öğrenci Mutfağı
=> Kadınlar
=> Erkekler
=> Cinsellik
=> Taktikler
=> Hobiler
=> Dekorasyon&Tasarım
=> Moda,Trendler,Giyim
===> Iç Çamaşırları
===> Erkeklere Özel
-----------------------------
Gündem
-----------------------------
=> Türkiyeden Güncel Haberler
=> İlginç Haberler
=> Dünya Gündemi
=> Magazin
-----------------------------
Kültür & Sanat Dünyası
-----------------------------
=> Edebiyat
=> Şiirler
===> Amatör Şiirleriniz
===> Resimli Şiirleriniz
=> Dergi ve Kitap
=> Sinema / Televizyon
=> Bilim & Teknik
===> Doğa Bilimler.
===> Insan bilimleri.
=> Din, Acıklanmayan olaylar ve Inançlar
===> Islam'i Resimler...
===> Dini Hikayeler...
===> Dini Videolar
=> Biyografi ve Otobiyografi
=> Köşe Yazıları
=> Tarih..
===> Mitoloji..
-----------------------------
İdeal Eğitim
-----------------------------
=> Eğitim iLe iLgili Haber Ve Duyurular
=> Okul Öncesi Eğitim
=> Üniversiteye Hazırlık
=> Üniversiteler ve Tanıtımları
-----------------------------
Resim & Albüm
-----------------------------
=> MotorLu araçlar ve Modifiye
=> İlginç Resimler
===> Hayvanlar aLemi
===> Avatar,Resim,Imza ..
===> Karikatürler
=> Yakışıklılar
=> Güzeller
=> Ünlülerin Resimleri
=> Sizin Seçtikleriniz
=> Romantik Resimler
-----------------------------
Bilgisayar & Teknoloji
-----------------------------
=> Mobil Dünyası
=> Bilgisayar & Teknoloji
=> Donanım Haberleri Ve İncelemeleri
=> Teknoloji Haberleri
-----------------------------
Güvenlik
-----------------------------
=> Msn Programları&Güvenlik
=> mIRC (Script)
=> Güvenlik ve güvenlik açıkları
-----------------------------
Oyun Dunyası
-----------------------------
=> Tüm oyunlar
-----------------------------
Spor Dunyası
-----------------------------
=> Sporda Son Dakika.
=> Diğer Spor Dalları
===> Voleybol
=> Basketbol
=> Beşiktaş
===> Çar$ı GruBu...
=> Galatasaray
===> uLtraSlan Köşesi
===> 1905 Sözlük
=> Fenerbahçe
===> Genç Fenerbahçeliler
=> TrabzonSpor
=> Anadolu Takımları
=> Bahis & Tahmin
=> Dünyadan Futbol
-----------------------------
Forum Arşivi.
-----------------------------
=> Arşiv
Powered by SMF 1.1.11
|
SMF © 2006, Simple Machines LLC
Bu Sayfa 0.229 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (
Pretty URLs
adds 0.014s, 2q)