En Ideal Forum Adresiniz!
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Eylül 05, 2008, 13:20:06
786254 Mesaj 8280 Konu Gönderen: 6405 Üye
Son üye: ozy_ultrAslan
En Ideal Forum Adresiniz!  | 
Ideal Club  |  Sahaf Cafe  |  HeR HaTa kaLßimin..
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 56
Gönderen Konu: HeR HaTa kaLßimin..  (Okunma Sayısı 4733 defa)
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #30 : Mart 29, 2008, 01:37:41 »


İhanetinin kaçıncı günündeyim bilmiyorum ama kalbim bin kez ölüp ölüp dirildi...
Hala gözlerimin önünden gitmiyor ihanetinin iğrenç sahnesi...
Asıl ağrıma giden başkasının koynunda kendini düşünmen değil beni de araya sıkıştırmandı...
Onu hayal edip ki belki de birlikte olup daha sonra şerefsizce yanıma sokulman...
Öyle ağrıma gidiyor ihanet,gururum konuşmaya başlasa inan ki yüzüme tükürür "daha ne seviyorsun bu şerefsizi neyi bekliyorsun çıkıp gitsene" derdi...
Ahh şu ayrılık bedenimi baştan sona kemiriyor hele birde ihanet girdimi işin içine bak gör o zaman sen acı neymiş...
İhaneti yaşamayan ben acı çekiyorum demesin ihanet öyle bir iğrenç duygu ki insanı diri diri toprak altında yaşatır...
Ayrılık sen şimdi kapımda mı bekliyorsun alıp götürecek misin hayatımı adadığım adamı benden çalıp başka tenlerin kokusunu mu sindireceksin onun bedenine
Ayrılık eyy sevdaların katili sana diyorum bu kez izin ver hadi ilk kez acı bir sevdaya bakma öyle aval aval ihaneti sindirecek misin deme bana ne yapayım seviyorum lanet olsun işte seviyorum….
Anlatsam aşkı anlayacak mısın sanki sen gene bildiğin gibi yapacaksın söküp alacaksın nefesimin sebebini…
İçimde bir savaş var görebilir misiniz,duyabilir misiniz hıçkırıklarımı,hissedebilir misiniz kalbimin yavaş yavaş atan ritmini…
Sindiremiyorum aslında ihaneti ama sevgimi de alıp atamıyorum bir kenara ben onun kadar olamıyorum…
Gücüm yok kapkara bir bulut üzerimde dolaşıp duruyor battım yerin dibine çıkamıyorum aslından çıkmak istemiyorum yüzümdeki ihanetin izlerini görmek korkusu olmasa….
Susuyorum!!!Yenilgiyi kabulleniş olduğunu bildiğim halde
Susuyorum!!!Sevgimin beni sorguladığı halde
Susuyorum!!!Kanı bozuk bir sevdayı bana laik görenin ihanetini dinlediğim halde
Susuyorum!!!Sevdamın üzerime sıçrattığı ve bir iz olarak kalanları bir ömür taşıyacağımı bildiğim halde…
Şimdi gidiyorum sana duyduğum o büyük aşkın hediyesi olan ihanetinin izlerini de taşıxxx çekip gidiyorum…
Oysa ne hayaller kurmuştum bize dair sana dair ve de ne aptalmışım ne kadarda körmüşüm ihanetini göremeyecek kadar mı sevdim seni
Ama kabullenmek hiç olmamış gibi seni sevmeye devam etmek çok ağır taşıyamam ben bu pisliği kaldıramam sevdama bu kadarını da yaşatamam
Ben gidiyorum eyy ihanetlerin baş rol oyuncusu sen oyunlarına devam et ben gidiyorum
Ama şunu unutma her oyun bir gün son bulur ne baş rol oyuncusu kalır nede yönetmeni
Bir perde arkasında oynamak kolaydır sen çık o oyunların içinden gerçeği gör artık bu hayat senin oyunlarının içindekiler gibi değil acı,hüzün,keder,ayrılık,yalnızlık,ihanet her şey insanı öldürür
Fakat şunu öğrenerek çık ortaya bu sefer senin şeçtiğin kurbanlar olmayacak acı çekenler…
Hayatın şetçikleri acı çekecek ihaneti yaşayacak yalnızlıkla koyun koyuna yatacak…
İŞTE O ZAMAN BENİ ANLAYACAKSIN!!!
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #31 : Mart 29, 2008, 01:38:53 »

Yavaş yavaş yağmaya başlıyor yağmur. Gece çoktan inmiş yeryüzüne, yıldızlar yok bu akşam ay parlamıyor ve gece iyice karanlık basıyor her yanı.rüzgar esiyor delice, yağmur bastırıyor iyice.Ben ışıkları kapatıyorum ve bir mum yakıp izlemeye başlıyorum dışarıyı. Fonda hafif bir müzik çalıyor.Şarkıcı kaçmaktan söz ediyor sürekli, gitmek gerek diyor gitmek ve yeni bir hayat başlatmak kendim için, yeniden başlamak gerek her şeye. Şarkı sözlerine takılıyorum bir an cama vuran damlaları saymaya çalışırken, aklımı kaçma fikrinin güzelliği çeliyor.Şimdi çıksam diyorum her şeyi bırakıp çıksam.Ve arkamda bırakıp karanlığı önümdeki başka bir karanlığa doğru korkmadan atsam adımımı… Pencerede yansıyan yüzüm dile geliyor o anda..

“Korkak nereye kaçmaktan söz ediyorsun durmadan.”

Ben anlamıyorum, anlamsız anlamsız bakıyorum önce.Hayal görmeye başladığımı düşünüyorum ilk başta; ama o konuşmaya devam edince, anlıyorum ki aslında içimdeki yalnızlık dile geliyor.

O bile sıkılmış artık sürekli yanımda olmaktan..O bile sıkılmış buzdan evimde benimle oturmaktan da artık birilerinin gelip kurtarmasını istiyor . Benden…Evet o bile kurtulmak istiyor benden.

“Bıktım senin her şeyden üzüntü duymandan.”

Diyor.

“Hayal perestliğinden, deliliğinden bıktım.Ayakların yere bassın azcık.Biraz olsun kurtul çocukluğundan.Büyü büyü de korkuların bıraksın peşini.”

Düşünüyorum bir an..Delilik neye ve kime göre delilik..Neden ayaklarım yere bassın ki..Her yere basışımda kayan ayağım ve her yere basışımda sarsılan kalbim neden yere bassın. Kendi savunma mekanizmamı neden yok edeyim ki bir bir. Tutunacak hiçbir nedenim yokken ve deliliğimle birlikte alay ederken içine düştüğüm durumdan.Ayaklarım yere bastığında daha mı iyi olacak sanki?

“İşte.”

Diyor o sırada penceredeki yüzüm.

Ne, der gibi bakıyorum ona.

“Sen hiçbir şeyi başaramazsın. Hayalleri bırak ve dön gerçek dünyaya.Gerçekler senin düşündüğün kadar temiz değil. Hadi artık uyan.. Bir sen misin sanıyorsun içi sıkılan bir sen misin ailesinden ayrı olan.Eee bırak artık bu sulu gözlülüğü.”

Gözümdeki damlaları siliyorum.

“Bırak beni..Rahat bırak..Ağlamama bile kızıyorsun. Yapabildiğim tek şey bu.Ben, kimse benim çektiklerimi çekmiyor mu diyorum sanki.Ben mi diyorum hayır, sadece ben acı çekiyorum diye.”

“Ama hiçbir insan senin gibi mızmızlanmıyor, hiç kimse garip garip hayaller kurup ta onlardan yarattığı saçma sapan bir dünya kurmuyor kendine.Ve o dünya ile gerçek dünyayı unutup şizofren bir edayla dolaşmıyor sokaklarda.”

“Ne yani şimdi de şizofren mi oldum gözünde.”

“Evet şizofren değilsin de nesin söyler misin bana. Şu an neyle konuştuğunun farkında değil misin yoksa.”

“Seninle konuşuyorum..”

“İyi de ben kimim?Kaçmayı düşünmeden önce, bir dön bakalım kaçmak istediğin yere.Yada bir yen bakalım şu sürekli kaçtığın ama hep hatırladığın gerçekleri.Ama ondan önce bir gel kendine de şu an neyle konuştuğuna bir bak bakalım.”

O anda kayboluyor penceredeki yansımam. Gene gece gözüküyor ve evin ışıkları parlıyor her tarafta.

Ben o anda anlıyorum ki “ben”liğim doğru söylüyor. Neden kaçmayı planlıyorum diye düşünüyorum bir an. Buraya da bir kaçış düşüncesinin ardından savrulmamış mıydım esen rüzgarla.Buraya gelirken de her şeyi geride bırakıyorum diye söz vermemiş miydim kendime..

Bırakabilmiş miydim peki?..Beynimde son verebilmiş miydim her şeye?.. Hayırsa, o zaman şimdi neden kaçmak istiyorum, her şeyden kaçınca kurtulacak mıyım onlardan.Yada kaçıyorum gibi hissetsem de gerçekten kaçabilecek miydim acaba?

Okurken ne anlatıyor diyorsunuz değil mi bu deli kız.

Ah birde ben anlayabilsem yazmak isteyip de bir türlü yazamadıklarımı.Ah bir de ben anlasam şu anda ne anlatmak istediğimi.

Gece gene saçmalamama sebep oluyor ve ben inadına yazıyorum farkındayım. Durmadan yazıyorum, yazarken yüreğimdekilerden kaçmaya çalışıyorum.Atmak istiyorum hepsini de, yüreğim hafiflesin diyorum.Kendime geleyim, hüzünlerim aksın bir bir kağıda ve ben gitgide gülümsemeye çalışayım zorla da olsa.

Bak hala yazıyorum hala saçmalıyorum.Evet neyse kesiyorum.
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #32 : Mart 29, 2008, 01:39:35 »

Zaman öylesine hızla akıp giderken hangimiz, hangi mutluluğun içinde kaybolduk ki ya da hangi acıda öylece kalabildik. Herşey yaşandı ve bitti, hayat yine eskisi gibi kaldığı yerden devam etti. Biz hayata geç kalmış benliğimizle koşmak istedik, hiç nefes almadan koşmak ama geçmişin bize verdiği o acı zehirle hep sendeledik. Oysa hayat hiç yenilmişlik kabul etmeden öylece akıp gitti, (gidiyor).


Nedenli nedensiz yaşamak hayatı acıtıyor bazen şu garip insan yüreğini. Hayallere umut yüklerken bir bir hangi zaman diliminde ne düşünürüz ne hissederiz bilinmez. Beynimizde bir ton cevapsız yetim kalmış sorular aklımızı esir alır bize bile sormadan. Yaşanmışlıkların verdiği acı o kadar ağır gelir ki bazen her şeyi olduğu gibi bırakmak öylece bırakıp gitmek isteriz uzak diyarlara. Hangimiz hiç düşünmedik ki en güzel anımızda zaman kavramı diye bir şey olmasın. O an yitip gitmesin... ya da yitip gidecekse eğer hiç yaşanmasın.

Nefes almak bile zorlaşır bazen, hani boğazınızda koca bir düğüm geçmişiniz esir alır benliğinizi. Doğru nedir yanlış nerdedir hiç bilinmez. Hayat bazen acı yükler insana, insan ruhuna. Pişmanlıklar bir bir kapıyı çalar. Oysa pişman değilsinizdir hiç. Sadece yaşanılanın acı vermesinden dolayı nefret kokar nefesiniz. Hangi ayrılıkta hangi yaşanmışlıkta kaldığınızı bilemezsiniz. Hep aynı yerde hep aynı sahne gözlerinizin önünde korkular çoğalır durur işte öyle..Kendinize bile dürüst davranamazsınız o an. Yenilmişliği kabul etmek istemezsiniz. Ettim desenizde boşuna uğraşmayın koca bir yalan sadece.İçinizden bilmediğiniz bir ses haykırır,ağlar, sızlar hatta yalvarır. Masum yanınız bazen o kadar acı yükler ki benliğinize siz bile farkında olmadan taşırsınız o yükü, hayat işte diyerek…

Kimine göre acılar göreceli bir şeydir. Yaşanması gerektiğine inanılır, içimizdeki çocuğu büyüttüğüne. Kimine göre sadece aynı yerde öylece bırakıp gittiğine. Zaman öylesine hızla akıp giderken hangimiz, hangi mutluluğun içinde kaybolduk ki ya da hangi acıda öylece kalabildik. Herşey yaşandı ve bitti, hayat yine eskisi gibi kaldığı yerden devam etti. Biz hayata geç kalmış benliğimizle koşmak istedik, hiç nefes almadan koşmak ama geçmişin bize verdiği o acı zehirle hep sendeledik. Oysa hayat hiç yenilmişlik kabul etmeden öylece akıp gitti, (gidiyor).

Bazen öyle aptal öyle korkak olduk ki içimizdeki gücün bile farkına varamadık. Rabbimin bize vermiş olduğu o eşsiz gücü görmezden geldik. Oysa mutluluğun anahtarı kendi yüreğimizde gizliydi her zaman. Biz istedikten sonra ne yapmadık ne yapmıyoruz ki. Hayata meydan okumak değil de kendimizi güçlü kılmak gerek. İçimizden gelen garip sesleri değil de mutluğun sesini dinlemek gerek. Ve asla keşke dememek her şeye rağmen dimdik ayakta durabilmek gerek.Çünkü biliyorum ki hayat her zaman yeniler kendini…


Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #33 : Mart 29, 2008, 01:40:19 »

Günler geçiyor, zaman gözümüzün yaşına bakmadan akıp gidiyor.Dostluklar tükeniyor zamanla; büyük sevdalar küçük aldatmacalara yenik düşüyor.Hepimiz birer birer yitip kayboluyoruz.Bu koca dünyanın içinde sıradanlaşıyor ve herhangi biri olup çıkıyoruz. Bir girdabın içinde tek başımıza savrulup duruyoruz da umursamıyoruz. Her gün mutsuzluktan şikayet ediyor ama nedense mutlu olmak için ufacık bir çaba bile sarf etmiyoruz.
Bir girdabın içindeyiz dedim ya az önce; işte o girdap hepimizi farklı yerlere savururken hiçbirimizin aklına; birleşmek, elele tutuşmak gelmiyor. Halbuki tutuşsak elele, gene eskisi gibi arasak sevsek birbirimizi; dostluklarımıza, sevdalarımıza; yalanlar, aldatmacalar girmese kaybolur muyuz, savrulur muyuz bilinmezliğe? Mutlu olmaz mıyız sizce? İşte o zaman, bir yürek olduğumuzda hangi güç sıradanlaştırıp yok edebilir bizi?
Şöyle düşünün bir kere; durup dururken kaç kere sarıldınız ailenize, onların kokusunu kaç kez çektiniz içinize; kaç kere içten bir seviyorum dediniz arkadaşlarınıza, dostlarınıza; sokakta küçük bir çocuktan simit alırken kaç kere teşekkür ettiniz ona? Ya sevdiğinize ansızın sürprizler yapıp büyük sevdanızı kaç kere haykırdınız sessizce; kendinizden önce başka birini düşündünüz mü hiç? Yada bir tabak makarnayı on beş kişi paylaştığınız oldu mu? Ağladığınız zaman size sarılıp sizinle birlikte gözyaşı döken kaç kişi var hayatınızda; hiç düşündünüz mü eski dostlarınızı, sizin için büyük olan sevdanızı; yada büyük bir sevdaya kapıldınız mı?.. Bu öyle büyük ki; onun için ölümü göze aldınız mı; aç kalmayı, üşümeyi umursamamazlığınız oldu mu onunlayken? Yada biten bir sevdanın ardından; sevdam ağlıyor şarkısını mırıldandınız mı? Onun eski gömleğini yıkamayıp, kokusu var diye, her gece sanki ona sarılıyormuş gibi; gömleğe sarılıp kanlı gözyaşınızla uyudunuz mu? Her an ölümü özlediğiniz oldu mu bu sevda geçmişe gömülürken?Hayır mı? O zaman ne diye yaşıyorum diyorsunuz?
Durun bir dakika kızmayın hemen bana. İnsan ölümü özleyince mi yaşıyor demeyin, mutluluk mu bu diye mırıldanmayın sakın; hayatı dolu dolu yaşamaktır bu.Sevdayı dolu dolu, sindire sindire yaşamak; acılar çekilmezse mutlu olduğumuzu nasıl anlarız sorarım size? Hem sevgilinizden ayrı olsanız da önemli olan, yüreğinizdeki büyük sevda değil midir sizce? İster kızın bana isterseniz katılın sözlerime; önemli olan, gerçek olan , o olsa da olmasa da sevdanızın devam etmesidir. Acı da olsa güzeldir çünkü; gerçekten dosdoğru sevmek; sevdikçe güzelleşir insan, sevdikçe ağlamanın güzelliğine varır. Acı çektikçe dostlarının, ailesinin değerini anlar.. Asık suratla dolaşmak yerine hayalleriyle mutlu olmasını bilir seven insan;
Bilmez misiniz yüzünüze vuran ufacık bir tebessüm bile farkında olmasanız da mutlu eder sizi? Hem siz biliyor musunuz küçük bir gülümsemenin; yüzünüzdeki bütün kasları çalıştırdığını ve yüzünüzün gerginleşmesine yardımcı olduğunu? Tabii birde dişlerinizi fırçalamıyorsanız, fırçalama gereği duyuyorsunuz ki bu da gülümsemenin diş sağlığına da yardımcı olduğunu gösteriyor.

İşte istediğim de buydu; geçin aynanın karşısına ve gülen yüzünüze bakın.. Gözleriniz ne güzel parlıyormuş değil mi? Şimdi soruyorum size; neden büyük şeylerin peşinden koşup küçük mutluluklar elde etmek yerine, küçük şeylerden büyük mutluluklar çıkaramıyorsunuz?
Hayal etmekten niçin korkuyorsunuz? Kaçınız dünya turuna çıkmayı hayal etti, kaçınız uzaya çıksam n’apardım acaba diye düşündü? Hiç güneşe dokunmayı arzuladınız mı, ya da yıldızların yanına çıkıp onlar gibi parlamayı ve el sallamayı dünyaya? Denizin derinliklerine inmeyi düşlediniz mi hiç, balıklarla dans etmeyi? Peki gördüğünüz bir rüyayı yazmayı denediniz mi? Hayır mı.. Bir kere deneyin bence…
Hayal kırıklığına uğramaktan korkmayın, hayatın tadını çıkartmaktır bu; yalnız olsanız da aslında hep birilerinin yanınızda olması gibi bir şeydir.
Kendi kendinize söz verin ertesi sabah için; gözlerinizi açtığınızda güne gülümseyerek başlayın, açın pencerenizi içeriye tertemiz bir hava girsin. Kaldırın başınızı gökyüzüne ve maviliğinde kaybolun. Uçan kuşlar için ekmek kırığı koyun pencere kenarına; annenize, babanıza, kardeşinize yada sevgilinize yani yüreğinizde yeri olan herhangi birine kocaman bir öpücük kondurun. İşe giderken ;off gene iş başı diye düşünmeyin. Gidebilecek bir işiniz olduğu için mutlu olun. Her zaman simit aldığınız ufaklığa hatırını sorun teşekkür edin…Akşam eve dönüp de uyuma zamanı geldiğinde; düşünün yaptıklarınızı ve mutlu olup olmadığınıza karar verin.
Eğer hala her zaman ki gibi bir gündü, diyebiliyorsanız; ben söyleyecek bir şey bulamıyorum size. Çünkü zaman çoktan sıradanlaştırıp yok etmiş sizi; artık kimse kurtaramaz bu kayboluştan, kimse tutamaz elinizi. Yok eğer, bu gece kendimi daha farklı hissediyorum diyorsanız ve gülümseyerek yatağa girebiliyorsanız gecenin ışığında; size de diyorum ki, “hoş geldiniz aramıza.” Hep mutlu olmanız dileğiyle…
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #34 : Mart 29, 2008, 01:41:23 »

Sana hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bütün sözcükler yetersiz.. Hiçbir şey yazmak istemiyorum. Engin denizlerde kulaç attığım, üstüme gökkuşağını kuşandığım bu aşk yalanmış. Şimdi karanlık sularda boğuluyorum. Gökyüzü kurşun gibi ağır. Ne yana dönsem yalan. Gülüşler yalan, vaatler yalan..İnsanlar yalan. Ben seni mi sevdim..Senin gözlerinle mi baktım dünyaya.. senin ellerinle mi çiçek derledim.. sevinçti, aşktı göğsüme bastım. Kocaman bir yalanı seninle mi yaşadım?


Gözlerine baktığım zaman cennet bahçesine geçerdim.. Bir aldatmacaymış, kötü bir rüya.. Kötülüğün bile bir yüzü vardır, bir görünüşü.. ama en beteri buymuş.. bu aldatmaca. Bir masal olsaydın razıydım, bir şiir olsaydın, alır saklardım.Güzel bir yüz kalırdı senden geriye, hoş bir anı.. kimsenin dokunamıyacağı bir tarih. Ama hiçbir şey kalmadı.. Bir yokluğu varsaymışım. Bir HİÇ’e sarılmışım. Çölde serap bile değilsin. Serabın gizli ışığı vardır. Sen ışığı yutan karanlık.. bir kör kuyu.. Ben kör kuyularda kaynak suyu aramışım.


Nasıl olsa biterdi bu aşk. Ama unutulmaz bir hatıra, gençliğin en güzel anısı olarak kalsaydı.. Sen hiçbir şeyin değerini bilmedin. Kökün çürük, yaprağın kül, meyvan zehirmiş. Ben seni aşkın yerine koymuş aldanmışım. Kabahat sende değil, ben insan tanımamışım.


Sana karşı öfke duymuyorum, kırgın değilim, kızgın değilim.. Çünkü sen zaten yokmuşsun. Asıl kızılacak kişi benim.. Küçücük bir toz tanesini bir mücevher sanmışım. Senin ihanetin bana koymadı..Beni kahreden, beni yokeden, beni bin pişman eden tek şey.. bir aşk yaratmış tek başına yaşamışım. Sen zaten yokmuşsun ki.. senin neyine yanayım?
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #35 : Mart 29, 2008, 09:33:50 »

Hani unutmak bir mumun ömrü kadardı? Hani unutmak bir mumun ömrü kadardı.Kaç mum eridi gözlerimin önünde hayalini eritemedi hiçbiri.
Hani imkansızlıklar ellerimizde tükenirdi.Kaç imkansız tükendi avuçlarımda bir sen kalakaldın parmak uçlarımda tek imkansızım.
Hani uçurumlara merdivenler yapardık kenetleyip ellerimizi.Sensizlik mi uçurum yaşamak mı uçurum seni sensiz bir başıma.
Dokunmakla mı yaşanırdı anılar.Kıyamadıgım tenine dokunmayalı kaç asır geçti halbuki peki neden yaşamaktan usanmadı anıların.

Kelimelerin karışıyor beynimin kıvrımlarına.Sen başka tenlerde erirken ben senin kokunda tükeniyorum.Gitmek kolaydı sen gitmeyi seçerken ben hiç gidemeyen olmuştum halbuki.Kendime bile itiraf edemediğim sevgini yaşamayı seçen olmuştum.

Tek yanlışın tüm dogrularımı sildiği yerdeyim.Senle başladıgım ve bir daha hiç ayrılamadıgım yerdeyim.Sense benden sonra tükettiğin kimbilir kaçıncı sevdanda.
Eski bir fotografın yakılmış kısmıyım belki de artık.Ama o sonsuz sevgiyi sonsuz kılan parçayım.Sense puzzlemın kayıp parçası.

Hani yeniden severdi insan.Denemedim zannetme.Seni silmek için tutundum bir başkasının avuçlarına,beni yabancı ellere nasıl bıraktıgını hiç kabullenemeden.
Belki de bir aldatmacanın başrol oyuncusu olarak,kalbimin kapılarını kapatıp yüreğimi susturarak.

Sana yazılmadı bu satırlar üstüne alınma.Bu satırlar yüreğimin sessiz konuşması sadece.Dillenmeden aglaması.Sesini hiç duyuramadan tekrar susması belki de.
Kaç yıl geçti oysa sen umarsızca gideli.Hani görmeden sevemezdi insan.Oysa yüzündeki tüm çizgiler ezberimde dururken kalbimden nasıl silinir suretin.

İşte yine sensizlik kokan bir gecenin demindeyim.Sen gideli güneş dogdumu sahi.Denizin yosun kokusu yayıldı mı yine.Martı çıglıkları sardı mı gökyüzünü ya da gökyüzü aynı mavi mi.Sen gideli gece buralarda.Gökyüzü hep siyah.Deniz yosun kokmuyor.Dalga sesleri bile sustu.Yagmurlar yagar bazen gözlerime.Sen gittin gideli mevsim hep kış.Buzdan bir yatak seriliyor ayaklarımın bastıgı yerlerde.

Hani ben hiç gülmekten vazgeçmezdim.Şimdi neden sahte gülücükler var yanak kıvrımlarımda.Neden ıslatıyor yagmur damlaları birer çig olup yanaklarımı.En sevdiğim mevsim bahardı şimdi anlıyorum baharım da sen.Papatyaların üzerine serilip gökyüzünün mavisini seyretmek gibi hala seni düşünmek.Gelincik tarlasına yol almak gibi hayalinde yaşamak.Galatadan İstanbul u seyretmek gibi fotografında uykulu gözlerim, yastıgıma sıgınıp sana uyumak.

Söyle savurabilirmiyim kalbimden seni ötelere.Ya da kaç uzak alır götürür seni benden.Kaç asır unutturur sevdanı.

Hani unutmak bir mumun ömrü kadardı?Kaç mum eritmeli daha?Yüreğime akıtmadan sevgini ya da kaç mum sığdırmalı hayatıma seni unutmak için?
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #36 : Mart 29, 2008, 09:38:19 »

Özlemek, yaşarken her nefes alışımızda içimizden bir şeyler götüRen, bir
şeylerin eksikliğini hissettiren, kalabalık yalnızlığımızın en yakın
arkadaşı ve o tarifi zor duygu... Alışageldiğimiz, kurduğumuz düzenin iniş
çıkışlarında adını sıkça duyduğumuz, şu ya da bu şekilde yaşamak zorunda
olduğumuz, benliğimizde kimi zaman derin izler bırakan, kimi zaman onulmaz
yaralar açan, hiç beklemediğimiz anda karşımıza çıkıp bizi şaşırtan, ama
asla unutamadığımız hasret damlacıkları.

Uzaklardaysanız ülkenize, taşına, toprağına, vatanınızın yeşilliklerine,
denizlerine, çiçeklerine, evinize özlem duyarsınız buram buram.
Yakınlarınızdan ayrıysanız her birinin kokusu burnunuzda tüter âdeta.
Arkadaşlarınızı, eşinizi, çocuklarınızı, bazen de çok özel dostlarınızı
özlersiniz. Sebebini tam olarak kendinize bile ifade edemediğiniz
özlemlerinizle içiniz kavrulurken, sevginizin şiddetini hissedersiniz
derinden derinden.

İçinde, yüreğinize sığmayacak kadar büyük bir sevgi, gözyaşı, sabır, tutku,
alışkanlık... Hepsinden vardır bir parça. Biraz isyan, belki biraz korku ve
tarifi zor bir iç burukluğu da eklidir özleminize.

Özlediğiniz her kim ve ne ise, sonunda kavuşmak varsa eğer; kucaklaşmanız
özlemlerinizin son durağı olacak ve beklentileriniz yerini sımsıcak güzel
duygulara bırakacaktır. Sevdiğiniz, özlemini günlerce, haftalarca, aylarca,
belki de yıllarca çektiğiniz o güzel insanı karşınızda gördüğünüz andaki iç
ürpertiniz, kollarınız boynuna sımsıkı sardığında delice çırpınışlara
bırakır yerini. Yürek sesiniz kollarınıza söz geçiremez olur. Sıkı, daha
sıkı, sımsıkı sarar ve bir daha hiç ayrılmak istemezsiniz artık ondan. İşte
o an duyduğunuz o doyumsuz haz sizi daha o anda yepyeni özlemlere hazırlar,
siz farkında olmadan üstelik. Kavuşmanın hazzını, tadını ve doruklardaki
sevgiyi tadabilmektir esas güzel olan, onca zaman çektiğiniz özlem olsa bile
değmiştir tüm sıkıntılara ve kaygı dolu yürek çarpıntılarına.

Ama özleminizin sonunda kavuşmak yok, kaybedilenler varsa geride, herhangi
bir sebepten; işte o zaman özleminiz katranlaşmış bir macun misali simsiyah
bir örtü bırakmıştır duygularınızda bir yerlerde. Hatırladığınız anda
içinizi acıtan, gözlerinizi nemlendiren, pişmanlıklarınızı çağrıştıran
sessiz çığlıklar kopar yüreğinizde. "Keşke" leriniz artar bir anda elinizde
olmadan. Yaşadığınız ânın değerini bilmediğiniz, özel dostlarınıza yeterince
zaman ayırmadığınız, hayatınızın her dakikasından mutluluk payları
çıkarmadığınız için hayıflanır durursunuz boş yere. Elinizden gelse zamanı
geri getirmeyi istersiniz delicesine, pişmanlık duyduğunuz her ânı
değiştirebilmek için. Ama ne mümkün! Yaşanmış yaşanmıştır bir kere.

Özlemler hayatımızın bir parçasıdır, her koşulda olacaktır, kuşkusuz. Asıl
olan "keşke"lerin ve pişmanlıkların az olduğu özlemleri yaşamaya çalışmaktır
belki de, elimizden geldiğince. Ayrılıkların, yalnızlıkların ve özlemlerin
kavuşma ile noktalandığı sonlarda, gülen gözlerinizi görmek ümidi ile...
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #37 : Mart 29, 2008, 09:41:33 »

Gökyüzünde dünyayı yaşarken sonsuz özgürlüğümle birlikte,
yaşamı arıyordum ne olduğunu bilemeden... Bir su damlasıydım, güneşin ışıklarında renklerle oynayan, karanlıklarda
yıldızlarla konuşan... Mutluydum rüzgarla birlikte
maviliğe savrulurken, mutluydum kuşlarla kanat çırparken,
mutluydum gökkuşağı olup renkleri saçarken...

Takılmışken bir bulutun peşine, görürdüm yaşayanları
yeryüzünde... Hepsi zamanla koşar gibi, hep bir şeylerin
peşinde... Bazen bir kuşun kanadına karışır,
uçardım onunla, rüzgâra karşı çığlıklarla birlikte.

Yaşamı sorardım kuşlara, nedir diye? Özgürlük derlerdi bana... Göklerde özgürce kanat çırpabilmek, rüzgâra baş kaldırmak. Ama
yağmur yağdığında özgürlükleri elinden alınır, ağırlaşan kanatları
daha fazla çırpınamazdı damlalar karşısında... Sığınırken bir kaya
kovuğuna, özgürlüklerini teslim ederlerdi yağmura, sessizce...

Karıştım bir gün yağmur damlalarının arasına, gücü hissedebilmek için...Toprağa karışmak istedim, çoğalmak istedim, azgın bir nehir olup akmak istedim, deniz olmak istedim, yaşamı bulmak istedim, yaşam olmak istedim... Terk ettim gökyüzünü güneşe veda edemeden... Altımda gittikçe büyüyen yeryüzü beni kendine doğru hızla çekerken daha da büyüdüm, çoğaldım. Koşmaya başladım bir an önce toprağa kavuşabilmek için. Yaşamı hissedebilmek için... Yaşam olabilmek için...

Toprağa ilk dokunuş, ilk sarılış... Sıcaktı toprak, gökyüzünün
olamadığı kadar... Beni sarmaladı şefkatle, beni içine aldı sevgiyle...
Sevdim onu... Seviyorum dedim yaşamayı seninle birlikte...Toprağın
derinliklerinde, karanlık sıcaklıklarda güveni hissettim... Zaman
geçtikçe büyüdüm, çoğaldım... Yerimde duramaz hale geldim...

Güneşi özledim... Yıldızlara merhaba demek istedim.... Terk ettim
toprağı. Sıcaklığını, şefkatini. Bir sabah çiçekler açarken gökyüzünü
gördüm yeniden... Öylesine mavi, öylesine sınırsız, öylesine özgür...

Aktım, gittikçe büyüyerek... Beni sarmalayan toprağa dokunarak
aktım... Nereye gittiğimi bilemeden... Sadece yaşamı ögrenebilmek
için aktım... Benimle çiçekler açtı ağaçlarda, topraktan otlar fışkırdı
delicesine... Ben onlara yaşamı sunarken, cevap veremediler bana
yaşam nedir diye sorduğumda... Büyümek istedim... Daha hızlı
akmak, denize kavuşmak istedim... Aktım gökyüzünün görünmediği
ıssız ormanların arasından, yıllardır kımıldamaktan korkan taşları
peşimde sürükleyerek, başkaldırırcasına ... Başakların rüzgârla dans
ettiği ovalara geldiğimde duruldum... Onları seyredebilmek için
yavaşladım... Sordum uçuşan kelebeklere yaşamı... Rüzgarla dans
mı diye?.. Cevap vermediler bana... Denizi aradım uzaklarda,
görebilmek için köpürdüm, taştım ona bir önce dokunabilmek için.

Sonra bir sabah, daha güneş ışıklarını serpmeye başlamamışken
dünyaya, uzaklarda maviliği gördüm... Gördüm orada canlılığı,
başkaldırmışlığı, hasreti... Kavuşmak istedim bir an önce, sarılmak
istedim... Koynuna girmek istedim bir sevgili gibi... Sevişmek
istedim onunla... Yaşamı istedim ondan... Dokunduğumda denize,
balıklar kaçtı benden, suyum karıştı denize... Bir oldum onunla...

Ufacık bir damlaydım, bulut oldum, toprak oldum, deniz oldum,
okyanus oldum. Kapladım dünyayı canlılığımla. Dalgalarla oynarken derinliklere karıştım... Derinliğin sessizliğinde güzellikleri
buldum... Yaşam gizlenmiş güzellikler midir diye sordum denize?
Cevap alamadım... İnsan olmak istedim... Yaşamın ne olduğunu
öğrenirim diye...Döl oldum genç bir erkeğin ateşli vücudunda...
Yıldızlı bir gecede can oldum bir dişiyle... Büyümeye başladım
içinde olduğum insana fark ettirmeden... Büyüdüm, büyüdüm...

Aynı toprak gibi sıcak ve karanlık bu yer bana güven verdi, huzur
verdi... Zaman geçtikçe, yerime sığamaz hale geldim... Güneşe
sarılmak istedim... Yıldızları görmek, denizle konuşmak istedim...
Yaşamı insanlara sormak istedim... Işıkla tekrar kavuştuğumda
özgürlüğümü hissettim yeniden... Küçük bir su damlasıyken
gezdiğim gökyüzünü yeniden görebilmek mutluluk verdi...

Büyüdüm zamanla... Diğer insanlarla birlikte, zamanla birlikte...
Sordum insanlara yaşam nedir diye?.. Cevap veremediler...
Bir gün aşık oldum birisine, neden diye sormadan kendime...
Bir kuş gibi özgürce, bir nehir gibi delicesine akarak,
bir deniz gibi sınırsızca sevdim birisini...
O zaman anladım ki; YAŞAM SEVGİDİR...
SADECE SEVGİ.
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #38 : Mart 29, 2008, 09:43:19 »

Yüreğindeymiş O Zindan ...


Yüreğimin Titrediği Her Akşam * Nefesimi Kana Kana İçime Çektiğim Her Akşam * Ruhumun Bambaşka Diyarlara Götürüldüğü Her Akşam ..

-Seni Hissediyorum Koskocaman ...

Hissetmek Ne Kelime * Yetmiyor Cümlelerim ..Seni Öyle Bir Yaşıyorum Ki İçimde Ömrümün Baharları Bir Bir Açıyor ..

-Seni Düşünüyorum ...

Beyinim* Aklım Sana Hapsolmuş..Zindandayım Sanki ..Yüreğimin Kıpır Kıpır Ettiği Bir Zindan .. Düşündümde ...


Yüreğindeymiş O Zindan ...



Ellerimin elini aradığı * her sokakta bıraktım ayak izlerimi .. Nefesimi bıraktım kaldırım köşelerde .. Geçersen hissedersin .. Ruhumuda bıraktım köşe başlarına * cesedim ise kayıp .. Bedenim kaynoldu ararken seni .. Ne el * ne ayak nede yürek .. Benden Sen kaldı öldüremediğim .. ve Ayak izlerim *nefesim / parmak izim .. Hepsi sokaklarda * köşe başlarında ve gözlerinin daldığı yerde .. Dalarsa o beni vuran keskin nişancı gözlerin * işte sevgili o daldığı yerdeyim ..
-Yüreğimde bir iz bıraktın Koskocaman ...


ona iz de denemez aslında ... Sadece senin faili oldugu bir cinayet .. Bu sokaklardan bir kez olsun geç .. Sonrada izlerini yok et * ki yoksa Ortaya çıkacak katilim oldugun .. Bütün duvarlara yazmıştım ismini .. Silersin artık sevgiil ..


-Seni Düşünürken yazmıştım ismini kaldırımlara * duvarlara ...


O duvarlar arasında sıkışıp kalmış bir mahkum gibiydim ey sevgili * Aşkına ...
Zindan da gibiydim * ama demir parmaklığı olmayan .. Mavi hayallerin ardındaydım .. Ve ellerimle sımsıkı yapışmıştım o parmaklığa * yüzümüde yaslamıştım .. Akan gözyaşlarım ise değersizdi * oda aktı gitti kaldırmın kıyısından * akıntıya karışıp ...amlaların Kıpır Kıpır Ettiği bir akıntı .. Bakmışsın bakmamışsın ne anlamı var ! Sen o kaldırımdan umursamaz şekilde geçtiiiin gittin sevgili * Sağolasın arada akıntıya ayaklarınla basmayı da ihmal etmedin .... Düşündümde ...
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #39 : Mart 29, 2008, 09:46:03 »

bugün kendimi
kuru yapraklarla kapli cikmaz bir sokaga benzetiyorum
sadece o sokakta yasayanlar üzerimden gelip geciyor
bugün kendimi
odalarindan cogu bos bazen dolan bir otel gibi hissediyorum
icimden ne hayatlar ne hikayler ne asklar gecip gidiyor
ben böyle degildim ne zaman kayboldum
rüzgarla dans ederdim ne zaman savruldum
bir ses duydum gecmis zamandan bir ses duydum kücük bir kizdan
bir bilet istiyorum sadece gidis olsun
cocuklugun safligina gidip orda yasamam gerek
bilet istiyorum tek kisilik olsun
yarina cikabilmem icin heyecani hatirlamam gerek
bugün kendimi
parktaki bir bank gibi sessiz ve sabit hissediyorum
geceleri üzerimde sehrin isiklari yatip uyuyor
bugün kendimi tonlarca yük tasiyan gemilerin denizi gibi hissediyorum
kaldirma kuvvetim var ama sehrin atiklari icime akiyor ...
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #40 : Mart 29, 2008, 09:47:56 »

Aydınlık hayallerin karanlık geçitlerinde yürüyorum çok zamandır.

Çok zamandır imkansızlık teriminin ne olduğunu çözmeye çalışıyorum. Henüs çözülmemiş benliğim savruldukça, çığlıklarım sessizliğe bulanıyor.

Seni anmak, sensiz olan tüm değerleri yok sayıyor.
Kimsesiz geçitlerdeyim.
Hiç kimse sen olmuyor adımlarımda.
Sen diye sıfatlandırdığım ya da kalbimi durdurup ismini zikrettiğim zamanlarda, kavram karmaşası ile bulanıyorum.
Hayatın akışında donuk bir iz bırakıyorsun bana.

Sanırım biraz bencillik bu yazdıklarım
Ama mahkûmum sanki bu yazılara ..
Kendi anlamsızlığımı yaşadıkça seni anlamak zor oluyor bazen. Bazen bu durumu kabullenememe.. Acı da olsa.. Ne dersen de !
Ya da durum neyi gerektiriyorsa.
Umrumda zincirlenmiş ne varsa çözülmüş sana bağlanıyor.
Hep yarım kalan, .yarım kalacak mışçasına herşey sen oluyor üzerimde .

Aciziyetime bulanan bu duygular karşısında isyan etmemek için, Ne savaşlar veriyorum bir bilinebilse.

Ama ! Fakat ! Lakin ! ..
Benliğim işte ...Bu kadar mucadelenin ardından,
Gözlerin, satırların arasından öyle bi esiyor ki gözlerime
Satırlar yarım kalıyor sonra..

sonra...

Yarım kalan satırlar, bitmeyen mısralar, haykırıyor, aciziyetime karsı verilen savasta yenık dusuyorum...

Sen olan hersey, noktalarda, virgüllerde vede paragraflarda anlamını kazanıyor, seytanda ayrıntılar da gizli değilmidir zaten ? Sonra birden yazılarım ve yarım kalan ne varsa, tek tek tamamlanıp anlamını kazanıyor, işte orda... O anın başlangıcında satırlar arasından esen gozlerın yok artık... Çünkü, artık gözlerinin yerini kalbin almıs, tek tek içime işliyor defalarca, yine yine yeniden, butun sevginle... Artık ruhumun derinliklerinde benliğin... Keşfediyor tüm kılcal damarlarımdan, beyin hücrelerime kadar....

Öyle bir haz ki, yüreğim kocaman bir alev topu ama sadece düştüğü yeri yakacak, ne olur düştüğü yerde ol aşkım... Birlikte yanalım, birlikte kavrulalım ve yanlız biz olalım....

Hiç bir satır yarım kalmaz, ya biter, ya da...

ya da işlenir sevda yuklu cumleler arasında tek tekk...
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #41 : Mart 29, 2008, 09:49:17 »

Gönülsüz kelimeler düşer ya bazen dudaklarımızdan işte öyle bir kelime bu da, “ gidiyorum!”
Aslında karşı gönlün en derinine kök salmış olmayı isterken, gözlerimizi indirip yere biraz toz biraz toprak arasından, belki içimizden akan isyanın hızından kuvvetlice dökülen sadece bir tek kelime : Gidiyorum.

Duyan kulaklar kabullenemesin, isyan etsin “gitme” desin diye bekleyen yüreğimizin belki vicdansız çırpınışlarıdır bu ama dil her zaman gönülden konuşmaz maalesef.

Dil; bazen gönlün her istediğinin tersine akar, tersine koşar, aksine eser …. Her şeyi geride bırakıp uzaklaşmak isteyenlerin değil de kalmak istediğini söyleyemeyen aşkların cümlesidir bazen “Ben gidiyorum”. Sevgili, “Kal” desin diye bir yakarıştır aslında veda etmekten öte.

Ancak çocuklar arsızca ağlarlar istedikleri şeylere sahip olmak, paylaşmamak ve bırakmamak için. Büyükler ise hemen yanı başlarında “ayıp, ağlama!”diye azarlamakla meşguldür bu arada. Büyük aşklar da böyledir işte, ayıp diye ağlamazlar, ağlayamazlar kapınızda. İstemediklerinden değil…Öğrendikleri arasında olmadığından bir şekilde.

Gönül, “Sen git ben kalıyorum” diyebilir mi bedene? Bazen demese bile kalıverir, beden ise giderken kansız cansız bir iki adımdan ibarettir o kadar. Ruh takılmıştır, durağın ilerisi ötesi bir sonraki yoktur, olmayacaktır. Beden ne bilebilir ve ne kadar varolabilir ki içi boşalmışken. İlla bir yerlerde kendini gömmeye uğraşıyordur hatıraların altına. Ruh ise, bedeni terk ettiği son durakta; tam olarak yüreğine saplandığı bedenin üst sol ortasında atıp duruyordur bir başına …

Arsız olmak gerek bazen, çocuk rahatlığında. Ağlamak, bağırmak, tepinmek belki. Hatta belki paçalarına yapışıp sürüklenmek…
Karşı tarafı mecbur etmek, gönülden Kal demesini beklemeye gerek duymamak olsa da aslı eylemin, sonucu belki de Kal! kelimesini duyduracaktır kulaklarımıza. .

Veya sadece “Gidiyorum” demeden önce “ Kalayım mı?” diye sormak.

Veya, sadece “Gidiyorum” demek…
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #42 : Mart 29, 2008, 09:52:34 »

Aşk’tım
Aşık’tım
(vaz) gecebilirdim
Geçtim.

Gitmelere dönüyordum
Nice seller götürüyordu
Yaşanmışlıklarımı beraberinde.
Bir ana sığdırdığım
Bin ömür hayatım.
Vazgeçmek aşkın kendisiydi
Ben seni değil
Aşkı sevmiş
Vazgeçmeyi kabullenmiştim...
Şimdi güncemde bana kalan
Sensiz yokluk
İçimde eriyen
İçimde eriten
İçimi sarsan,senden bana kalan bir ömürlük alıntılar...

Ben seni, kimseler olmadığı için değil, kimse olamadığın için sevdim.Aşkı en masum yerimde yoklayıp, sana yürümeyi yeni öğrenen bebekler gibi düşe kalka geldim.
Ellerimden tutmaya bilirdin.Beni sevmeye bilirdin.İçinde bana akan teninin adını “aşk” koymaya bilirdin ki sen yine bilirdin herşeyi bildiğin gibi...
Sen beni gizli seviyordun, bense en aşikarlığındaydım sevdamın.Vazgeçmelerin bana düşeceğini nerden bileblirdim? ..
Bu senden kaçmak değil, bu içimde yitirdiğim kendimdendir.Çünkü ben sana, gelmekle tüm bildiğim, öğrendiğim beni ben eden herşeyden vazgecerek geldim.Ben sana gelirken kendimden geçtim.
Aşk için şimdi senden geçiyorum.Bir ömrü bir ana sığdırarak kendimi, senli düşlerin en törpüsüz yerine itiyorum.Her uykuya dalışımda törpülenmeyen yanlarının yüreğime, tenime takılıp acıtsın diye...

Sen adını bana acı ile öğreten..
Adını biliyorum
Adını öğrendim
Adın Aşk...

Suretinse bir yokluk.
Suretinse unutulmaya mahkum
Suretinse hiç yaşamamışlığım
Aynaların aksinde...

Yoklukla barışmayan ruhum, varlığına inandığı günlerde seni tanıdı.Sen ne cennet olabiliyordun ne de cehennem. Sendeliyordum seninle. Ne dokunabiliyorduk ne de yanabiliyorduk ellerimiz de...
Rüyalarımda gördüklerim, aynadaki ters iz düşümleri gibiydi. Seni tanımıyordum Aşk’ı görüyordum. Yaklaştıkça sana...Sana yaklaştıkça biraz daha yabancı oluyordum.
Gecenin en son noktasında, kendimden yitiyor, sana doğamıyorken senin aşk’ında kayboluyordum...

Bizimkisi suretsiz bir Aşk’tı.
Sen beni, bende seni tanımıyorduk.
Tanıdığımda ise Aşk’ın vazgeçmek olduğunu hatırlamak bana düştü...

Sen kendini karanlıklar olarak nitelerdin.Bense aydılığında, yürüyordum senin.Aramızda ki yabancılık böyle başladı.
Sen ben de seni, ben de sen de beni görüyorduk.
Aynalar yalancı, Aşk ise gerçekti bize...

Susmalarının ardında saklanan sen aslında seni yansıtmıyordu.Ben sen de Aşk’ı görüyordum..Bunu farkettiğim de ise bana Aşk’ın vazgeçilmezi olan (vaz)geçmeyi kabullenmek kaldı...


Şimdi biz; bir birini tanıdığı kadar birbirine yabancı, İki insan iki Adı konulmamış bir duyguyuz.

Aşk’tım
Aşık’tım
(Vaz) gecebilirdim
Geçtim...
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #43 : Mart 29, 2008, 09:53:58 »

yâr deyince kalem elden düşmüyorsa yâr değildir... yâr'dır ki, ölüme de götürür, yaşamın sırrını da verir titrek avuçlarında... yâr odur ki, ölür yaşamak için ve yaşar uğruna ölmek için....

oysa ki böyleydi sevda,
çekilen bir kılıçtı kınından
veya suya yazılan bir yazı
ötelere giden bir yol....

yol'suz kaldık şimdi... çulsuzuz bu sevdadan yana... adımız sanımız okunmuyor şiirlere düşülen ezik bükük mısralarda... ya biz yoktuk, ya da biz hiç yazılmadık ve bir o kadar tanınmadık....

o kadar tanınmıyorduk işte... bütün kalabalıkların habersiz'liklerinin yabancı bakışları üzerimizde... gözüme bakıyorsun bilinmedik bir mekânda, en bilindik çekingenliğinle, bakma diyorsun.... öylesine bakılmadık bir sevdadayız şimdi...

tellendirilmiş bir sigarayı titretiyor parmakların... bir de hüznün tellerini vuruyor gece yarılarında... ya ben'i düşünüyorsun, ya da ben'sizliği diyorum.. bıçağın her iki yüzü de keskin artık.. ne tarafa çevirsen bir yanını kesiyor buz kesmiş ben'li ve ben'siz yalnızlığın.. gece'yim diyorsun, kaybolup gidiyorsun dipsiz karanlıklarında.. uzatıyorum elimi, çekip çıkarmak istiyorum.. beni de kanatıyor yalnızlığın.. ya gel artık 'yalnız' benimle ol veya 'yalnız' kal ben'imle ol... bıçağın iki yüzüdür bu işte; yalnızlığın bir garip terennümü.. ve bir gölgedir artık bıçağın iki yüzü her lâhzâ adım adım peşinde yürüyen.....

bazı insanlar şanslı doğarlar.. hani öyle çok büyük şans'lı doğmalardan bahsetmiyorum..kuş tüyü yataklarda doğup, kuş sütüyle beslenmeler hikâye'den terâne.. masal müdâvimi konular bunlar...

daha küçük şeyler söylediğim; örneğin bir kumbara veya kumbaranı saklayabileceğin bir yerler.. hatta kumbaranı unutmak kadar küçüklüğe dair ufak ve mutlu ayrıntılar...

bir kumbaram hiç olmadı... daha doğrusu kumbarayı olabilecek en işlevsel veya olmayabilecek en düşük işlevsel haliyle bile kullanacak durumum hiç olmadı... hatırladığım tek şey, bir kaza, bir uçurtma ve bir sürü yara...

keşke bir zamanlar koyduğum ve yerini unuttuğum bir kumbaram olsaydı.. keşke cebimde kırık dökük hüzünler olmasaydı hiç.. keşke, keşke demeseydim... ama bir 'keşke mağduru' yum ben....

şimdi büyüdük... hatta 'amca' diye sesleniyorlar... ama içimde hala sokaklara çıkıp çelik çomak oynamak isteyen bir çocuk var... parmaklıklar arkasına sıkışmış... belki de ben, hiç yazmadım... O yazdı... ve o yazıyor...

sen kumbara diyorsun, bir küçük çocuk bakıyor sana(...)

hüzünlü ve bir o kadar 'yarım'.....

Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur' Antoine Bret

yine sensizlik çöktü bu şehrin sokaklarına.. nereye gitsem sen'sizlik, nereye baksam sensizliğin kol geziyor köşabaşlarında bu şehrin.. başımı alıp gidesim geliyor.. âh'lar çekiyorum yüreğimden, duymuyorsun..

ömür böyle geçip gidiyor, ve sonuna yaklaşıyorum ömrün.. yirmi iki temmuz iki bin dört.. oysa dün gibiydi çocukluğum; çok şey hatırlamasam da, çocuktum işte.. ama şimdi; sen'siz bir hayatın dingin, yorgun ve sessiz telaşındayım, duymuyorsun..
sen belki de hiç olmadın.. belki de hiç olmak istedin.. belki en az bu şehir kadar bilinmez ve keşmekeş olmak istedin.. bir isim yetmedi, bütün isimlerle seslendim sana.. hangi isminle çağırsam, dönüp bakmadı yorgun yüzün.. bu şehirde, böylesine sensizliğin uçurumlarında haykırışlarım kol geziyor, duymuyorsun..

melankolik diyorlar bana, suçlamıyorum onları çünkü seni bilmiyorlar.. 'aşk' diyorum, 'ilahi' diyorum ve belki de varılacak son nokta diyorum, anlamıyorlar.. bir titrek kemanın esiri oldum şu an.. insan sesinin en ayne'l-yakîn hâli derler.. bir damla gözyaşı, bir ilâhî aşk, varılacak son nokta ve titrek bir keman sesi.. kısaca sen ve senin hatırlattıkların, anlamıyorsun..

artık mantığın öldüğü bir yerdeyim, son soluklarını çoktan verdi, bir 'gece' kollarımda can verdiği an.. habersizdin ve belki yine kimsesizdin veya kimsesiz olduğunu zannediyordun.. belki de bütün 'çekingenliğinle', bütün 'tutukluğunla', bütün 'saygınla' susuyor... susuyor... ve kaçıyordun... kaçak bir sevdadasın, belki bir daha dönmeyeceksin.. hiç bir liman vermeyecek seni, hiç bir rüzgar kokun dolmayacak..

ama olsun,

ben mantığın bittiği yerdeyim, sense kaçak.....
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #44 : Mart 29, 2008, 09:55:41 »

Demek Sevme İŞİ Sana AĞir Geldİ,sIkILdIn Ve Artik Bİtsİn İstİyorsun.pekİ. Sen Bİlİrsİn GÖnÜl GÖzÜm.haydİ Şİmİ Gİt..

desene , Yİne Cam Çerve PerİŞan Olacak.kirmadik Kapi , Kalp Birakmiycam? Ben Yİne Ayrilklarin Şarkilarinda Kendİmİ Kaybedİp, Bİr ŞİŞe Rakiya RÜŞvet Verİp, Teslİm Edİcem CİĞerlerİmİ Alkollu Saatlere.gİdİŞİnle Bana Mİras Kalan ÖzgÜrlÜklerİn Kahredİcİ YalnizliĞinda GÖnderİrken Bİr Bardak Alkolu CİĞerlerİme, Hala Kanser Olamamanin VerdİĞİ Aciyi YaŞaticam Beynİme Ve Kalbİme..kendİmden GeÇİcem Belkİde Bİr Park KÖŞesİnde , Adimi Serserİye Çikartacak Hareketlerde Bulunucam.mİlyon Kere Dayak YİĞİcek Olsamda , Gece Yarilarinda BaĞirarak SÖylİycem O Çok SevdİĞİn Şarkiyi.devam Edecek Bazi Şeyler.sen VarmiŞsin Gİbİ Sarilicam Hayalİne. Adimi Delİye Çikartasiya Kadar KonuŞucam Senİnle.eskİ Sevgİlİn MeĞer Bİr EŞkİyaymiŞ Dİyecekler Artik Sana.İyİkİ AyrilmiŞsin Bak Şİmdİ Delİ Gİbİ Sokaklarda Gezİp Sabahliyor Her Gece Sokak EŞkİyalarindan Dayak YİĞİyormuŞ Kelİmelerİnİ İŞİteceksİn.

sIkILdIm Artik. Senden Ve ÖzgÜr Kizin Pirlantasini ParmaĞina Tek BaŞina Takmasini Marİfet Bİlenlerden , TecavÜze UĞramiŞ BaŞiboŞ Sevdalardan .adam Gİbİ Adam , Anam Gİbİ Osmanli Olan Bİr Kadinin Sevdasina Mutluluktan Nara Atmak Varken, Ben Daha Kİm Bİlİr KaÇ Cİnayetİn Kahramiani Olucam ? Masum Bİr Papatyanin Aptal Bİr Fal İÇİn, Faİlİ MeÇhul Cİnayetlerde Koparilma Sebebİ Kadar V SaÇmaydin Belkİ Ama Ben Adamdimya, Senİde Adam Sandim...

dÜn Bİr ŞİŞe Alkolu Zİmmetİme GeÇİrİrken Yakalandim İkİ Aynasizana Sebeb İÇmelerİn CezasiymiŞ Mapusluk .hakİm Senİ Adam Yerİne Koydu Benİde Mapusa.. Ulan Sende Adam Oldunya..?

duydumkİ, HarammiŞ İÇtİĞİm Alkol Ve GÜnahmiŞ Sana EttİĞİm KÜfÜrler . Pekİ Yaptirana Afmi Var Da Ben Burada Sen DiŞardasin? Bunasil İŞ GardaŞ. Hafİfletİcİ Bİr Sebeb Bİle Olmadi Mahkeme Salonlarinda Hİkayemİz.her Delİnİn Anlatacak Bİr Hİkayesİ Vardir Derler Ama Benİmkİnİ Anlayacak Bİr Akilli Bİle Yok ...
« Son Düzenleme: Mart 29, 2008, 10:11:04 Gönderen: Nefret_1788 » Logged
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 56
« önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: