En Ideal Forum Adresiniz!
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Ekim 14, 2008, 01:57:49
837951 Mesaj 9138 Konu Gönderen: 6657 Üye
Son üye: Şşşizo
En Ideal Forum Adresiniz!  | 
Ideal Club  |  Müzik genel, Tartışma Bölümü  |  Şarkı Sözleri (Lyrics)  |  aLpay ( ßiR Efsane )
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2
Gönderen Konu: aLpay ( ßiR Efsane )  (Okunma Sayısı 340 defa)
Nefret_1788
Ziyaretçi
« : Mart 27, 2008, 22:53:39 »


Baba soyu, Naziki Dergahı’na dayanan ve soyadını da buradan alan sanatçı Alpay Nazikioğlu, anne tarafı ise ünlü asker sülalesi Hersekli Mehmet Ali Paşa, dolayısıyla Hüsrev Gerede ve Servet Paşa’ya kadar uzanmaktadır. Nazikioğlu; Şanar Yurdatapan, ünlü Mason Üstadı Can Arpaç’la da kuzendir

- Sizi Alpay olarak tanıdık. Soyadınızı kullanmamanızın özel bir sebebi var mı?

“Evet. Uzun bir soyadı; sonra, böyle bir işle bağdaşacak bir soyad değil. Düşünüyorum da okuldayken son derece şikayetçi idim soyadımdan. Hep yanlış kullanırlardı soyadımı ve bu hiç hoşuma gitmezdi. Büyüdükten sonra o soyadının son derece köklü bir soyadı olduğunu öğrendim. Durup dururken alınmış bir soyadı değil, bunun bir kökeni, anlamı var.”


- Neymiş anlamı peki?

“Babamın dedesine ya da dedesinin babasına neyse işte, padişah Naziki Efendi dermiş. O çok nazik bir insanmış. Soyadı kanunu çıktıktan sonra bizim aile de bunu soyad olarak almış.”

Besteci /şarkıcı Alpay’ın soyadının Nazikioğlu olduğunu çok kişi bilemedi uzun yıllar; bilmeyenlerin sayısı hâlâ da çok fazla. Çünkü Alpay, bu soyadını kullanmayı yeğlemedi.

Ailesi Naziki Dergahı’ndan

Yorumcu/besteci Alpay’ın ‘nazik bir insan’ olarak anlattığı birkaç göbek önceki büyükbabası, Naziki Dergahı’nın da kurucusudur aynı zamanda: “Padişah Topkapı Sarayı’nın yanında bir yer veriyor ona. Naziki Dergahı’nın yeri yurdu belli ama şimdi otel yapılmış oraya galiba. Ben hiç gitmedim fakat Nazikioğlu soyadının köklü, anlamlı bir soyad olduğunu öğrendiğimde hoşuma da gitti. Hatta benim kızım ‘Ben evlendiğimde bu soyadı bende kesinlikle yaşamalı’ diye düşünüyor. Kızım sonunda Naziki Dergahı’na gidecek ama ne zaman gidecek bilmiyorum.”

Günü yaşayan bir insan olduğunu söyleyerek, şeceresine dair çok fazla bilgi edinmeyen Alpay Nazikioğlu’un, Naziki Hazretleri’nin soyuna dayanan babası Turhan Cemal Bey, Devlet Demir Yolları’nda bürokrat olarak çok uzun yıllar çalışmış ve buradan emekli olmuş birisidir. Onun da babası Cemal Bey ise çeşitli yerlerde kaymakamlık yapmış bir kişidir: “Kaymakamdı ama ne yapmış bilmiyorum.” Cemal Bey, Behice Hanım’la evlenmiş ve beş çocuk sahibi olmuştur: “Zaten ailede bütün kardeşler Cemal ismini de almışlar. Namık Cemal Nazikioğlu, çok önemli bir hukukçu idi; onun bir küçüğü Ferruh Hanım, —evlendi Anada soyadını aldı; onun bir küçüğü Ezel Cemal Nazikioğlu amcam ise Demir Yolları’nda gar müdürlüğü yaptı. Haydarpaşa Gar’ında bilet alırken portresini gördüm orada. Onun küçüğü de babam Turhan Cemal Nazikioğlu. Kardeşlerin en sonuncusu Semiha Cemal Nazikioğlu. O da hukukçu idi, Maliye Bakanlığı’nda Hazine avukatlığı yaptı.”

Sülalede, Alpay Bey’in dedesi Cemal Nazikioğlu kanadından gelenler Cemal Nazikioğlu olarak anılırken, Cemal Bey’in kardeşi kolundan olanlar da uzun yıllar Baydar, sonraki yıllarda da Baydar Nazikioğlu soyadını kullanırlar. Bu koldan gelenlerden, Mehmet Esat Bey’in Fehime Hanım’la evliliğinden doğan Nasuhi Baydar, Fransızca’dan yaptığı çevirileri ile tanınmıştır. Fahrünnisa (Yunt) ve Melek (Nurelgin)’in dışında kardeşlerden bir diğeri de, Alpay Bey’in deyişiyle Fenerbahçe’nin gelmiş geçmiş en büyük futbolcularından olan Alaaddin Baydar Nazikioğlu’dur: “Ala diye bilinirdi. Meşhur Bekir, Zeki, Ala üçlüsü... Aile büyüklerim Fenerbahçe’de büyük futbolcular olmuşlar. Dolayısıyla benim de Fenerbahçeli olmam gerekir ama ben takım tutmuyorum.” Kafanızda netleşsin diye kaydediyorum, işte bu Alaaddin Bey ile Alpay Nazikioğlu’nun babası Turhan Bey kardeş çocuklarıdır.

Şanar Yurdatapan ve Can Arpaç’la kuzen

Alpay Nazikioğlu’nun anne soyu da en az baba tarafı kadar köklü bir geçmişe sahiptir: “Şöyle köklü; annemin dedesinin dedesinin dedesi, neyse, Yugoslavya kralı.”

- İsmi nedir?

“Onu da bilmiyorum. Ben öyle şeylere meraklı bir insan değilim.”

Alpay Nazikioğlu’nun annesi Daime Hanım; Şanar, Oktay, Onur ve Lale (Mansur) Yurdatapan’ın da babaları olan Korgeneral Daniyel Yurdatapan; ünlü Mason üstadı Can Arpaç’ın annesi Emine Danende Arpaç ve ayrı anneden doğan, savcılık yapmış Danış Yurdatapan’la kardeştir. Mevhibe—Servet Paşa çiftinin kızı olan Daime Hanım’ın dedesi de Hersekli Mehmet Ali Paşa’dır. Mehmet Ali Paşa’nın bir diğer çocuğu ise Atatürk’ün de yakın çevresinde bulunmuş Hüsrev Gerede’dir: “Hüsrev Gerede annemin dayısıdır. Onun çocukları var, Selçuk Gerede. Onlarda bu ailenin soyağacı mevcut. Selçuk ağabeyin çocukları Şiva ve Bennu Gerede var.”

Mevhibe Hanım’ın hayatını birleştirdiği Servet Paşa ise; muhalefeti sebebiyle, Sultan II. Abdülhamid tarafından Van’a sürülmüş Ferik Hüsnü Paşa’nın oğludur: “Van’a sürgün olup olmadığını bilmiyorum, öyle bir şey konuşulmadı ailede. Ama onun mezarı Van’da. Ve orada çok tanınmış, önemli bir adam.” Albaylıkla tuğgenerallik arasında bir rütbe olan Tuğbay Servet Paşa, Çanakkale Savaşı’nda Atatürk’le beraber savaşmış ve o savaşta Atatürk’ün göğsündeki saate isabet ettiği için yara almadan kurtulduğu şarapnel hadisesini de anlatan kişidir. Aileden çıkmış, yakın tarihimizde önemli rolü olanlardan biri de Milli Birlik Grubu üyesi Yarbay Sezai Okan’dır: “Sezai Okan’ın babası ile büyükbabam kardeş çocukları oluyorlar.”

Aslında yedi göbektir İstanbullu olan Alpay Nazikioğlu, böylesi bir ailenin tek çocuğu olarak, 20. yüzyılın ortalarına doğru Ankara’da dünyaya gelir. Yaz aylarını ailesiyle birlikte İstanbul’da geçiren Alpay, iki yaşlarına kadar yaşadığı hadiseleri hatırlayabilmektedir. O günlerden hatırına gelenlerden biri, babasının ona anlattığı at hikayeleridir: “Babam öyle hikayelerle uyuturdu beni.” Ondaki hayvan sevgisi de buradan kaynaklanmaktadır: “Benim hayatım, 3,5 yaşımdan orta okul sonuna kadar at üstünde geçti. Ankara’da, Saraçoğlu Mahallesi’ndeki çayırlarda ata binerdik. İsmet Paşa da at bindiği için, rastlaşırdık.” Hayatının daha sonraki döneminde, çok uzun süre ayrı kaldığı için ata binmeyi unutan Nazikioğlu, yaşıtlarına göre oldukça yaramaz sayılabilecek bir çocukluk geçirir: “Mesela yakma merakım vardı. Eve misafir gelir —evler sobalı o zaman— üç dakika sonra misafirin kürkü sobanın üzerinde. Akla hayale gelmedik haşarılıklar... Bir sandal gezisinde şemsiyeyi alıp denize atıyordum mesela. Ağaçların tepesindeydim her dakika. Kafam yarılır, gözüm patlar... böyle bir durum.” Bütün bunlara rağmen, baskı yapılmayan, demokratik bir aile ortamında, özgürce büyütülür o.

- Yaramazlığın sebebi neydi sizce?

“Hiperaktif birisi olmak. Tatminsizlik... Ama her yaşın gereği var. Çocuk çocukluğunu yaşamalı bence. Yaşayamazsa, ileri yaşlarda yaşamaya çalışıyor. O zaman da yakışık almıyor. İnsan her şeyi yaşayabilmeli, hele bir de erkek çocuksa...”

Bu yaramazlıklar arasında ilkokula başlayan küçük Alpay, ortaokulu da aynı yerde, Ankara Koleji’nde bitirir: “Orada da korkunç yaramazdım tabii.” Ortaokuldan sonra babası Turhan Bey, onun, ancak devlet okulunda ‘adam olacağını’ düşünerek kaydını önce Atatürk Lisesi’ne yaptırır: “Biz, kızlarla beraber okuduğumuz için çok şık giyinirdik. Orada baktım, hırpani birtakım çocuklar; yamalı pantolonlar, parçalanmış ayakkabılar... Bana böyle uzaydan gelmiş gibi bakıyorlar. Teneffüs oldu, yanağından kan damlayan bir çocuk geldi ve beni bilek güreşine davet etti. ‘Peki’ dedim. Küt diye yendim onu. İyi top oynadığım için hemen sınıf takımına çağırdılar beni. Ertesi gün sınıf maçında 4—5 gol attım. ‘Kolejli kolejli’ diye yıkılıyor Atatürk Lisesi. Orada ismim ‘Kolejli’ idi o zaman.” Alpay Nazikioğlu’nun Atatürk Lisesi’ni kendine uydurması uzun zaman almaz: “Sınıf dünyanın en uslu sınıfı idi. Ben sınıfa uyum sağladığımdan itibaren portakal kabukları havada uçuşmaya başladı. Sınıf tarihe geçti. Ben daha sonra milli takım kamplarına katıldım.”

Genç Milli Futbol Takımı’nda

Yüzme, Uzakdoğu sporları, koşu gibi branşlarda başarılı olan Alpay Nazikioğlu, futbolda da kısa sürede dikkat çeker ve Ankarademirspor’da futbol oynamaya başlar. Ardından, Gençlerbirliği’nde devam ettirir, profesyonel futbol yaşamını. Böylece, lise öğrencisi iken Genç Milli Futbol Takımı’na seçilir: “Orada, A Milli Takım oyuncularından bir kısmının yaşları, Genç Milli Takım’da oynatılmaları için küçültüldü. Turnuva İzmir’de yapıldı ve ben gol kralı oldum. Ve beni 16 kişilik kadroya seçtiler.” Onunla beraber Fenerbahçeli Akgün, Beşiktaşlı Coşkun Taş, Ercan Ertuğ da vardır kadroda. Kaleyi ise Varol korumaktadır. Kadroya seçilir seçilmesine ancak bu sefer derslerde devamsızlık yapması problem olmaktadır: “Fevziye Abdullah Tansel adında meşhur Sıfırcı Fevziye lakaplı bir hocamız vardı. Çok iyi, çok katı disiplinli bir hoca. Dersi sevmiyorsun yani. Çocuklar dersi kaynatmak için ‘Alpay gol atmış’ falan diye gazeteleri getiriyorlar, bu çıldırıyor. ‘Alpay sınıfta kalacak’ diyor.” Hocanın kendisini sınıfta bırakacağına kesin gözüyle bakan Alpay Nazikoğlu, oradan ayrılır ve Gazi Lisesi’ne geçer. Lise diplomasını, sınıflarını kayıpsız geçtiği buradan alır. Ardından, biraz da babasının isteğiyle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne yazılır: “Ailelerin yanlış birtakım yönlendirmeleri, seçimleri var. Ben hukukçu değilim. Hukukçuyum ama hukukla uğraşmadım. Müzikle uğraşıyorum. İlkokulda iken babam bir ağız armonikası getirmişti bana. Ben o ağız armonikası ile ne kadar melodi biliyorsam, hepsini çalıyordum. Şimdi, o ailenin/ailemin uyanıp, beni konservatuara vermeleri lazımdı. Ben herhalde süper bir müzisyen olurdum. Şimdi bana ‘Sen Türkiye’nin en iyi yorumcususun. Artı bir de Türkiye’nin en iyi müzisyeni olsaydın, kötü mü olurdu’ diyorlar. Uyanmamış bizimkiler.”

Kendisine kalsa idi mimar olmayı tercih edecek olan Alpay Nazikioğlu’nun, ailesinin ondaki bu müzik yeteneğini fark edememesine rağmen, sanatsal yanları da gelişim gösterir bir taraftan: “İnsanın içinde, dünyada yapabileceği birtakım şeyler var. Önemli olan, insanların, o içlerindeki yetenekleri harekete geçirmesi. 1980’lerin sonuna doğru bir tarihte, biraz rahatsız olduğum için evde kalmak durumunda idim. Birkaç günden sonra sıkıldım ve kızımın evdeki profesyonel yağlı pastelleri ile resim yapmaya başladım. Beğenenler oldu. Benim de hoşuma gitti. Sonra yağlıboya yapmaya başladım. Koleksiyonerler çok para verdi ama ben satmadım. Resim bittiği zaman nasıl yaptığıma ben de şaşıyorum ama... Ben ressam değilim. Mesela bir tane resimli roman yaptım şimdi. Demek ki insan, zamanı geldiğinde içindeki birtakım şeyleri harekete geçirebiliyor.”

Alpay Nazikioğlu, tam da burada, eğitimin Türkiye’deki kalitesizliğinden ve insanları asıl olmak istedikleri değil de başka alana itmesinden yakınıyor: “Resim ve müzik toplumların yaşamında çok önemli. Hele müzik... Toplumları, dinledikleri müziklere göre tasfiye ediyorlar. Kaliteli müzik dinleyen çağdaş, kötü müzik dinleyenler ilkel diye. Doğru bir kıstas. Çünkü, hayatın her anında ve her alanda var müzik. Sonra evrensel bir dil. Sen şimdi lisedeki öğretimle müzisyen yapamayacağına göre müzikten anlayan, iyi ve kötüyü değerlendirebilen bir toplum gayreti içinde ol. Multi trilyoner bir arkadaşın evine gidiyoruz. Evinde aşşağılık bir resim... Ancak manav dükkanında görürsün o resmi. 500 milyon liralık bir çerçeve yaptırmış ve asmış. Resimden anlasa o resmi duvarına asmazdı mesela.”

Milli Birlikçi Sezai Okan da aileden

Hukuk fakültesinde derslere girmeyen, sadece imtihan olduğu günlerde ders çalışan ‘tembel’ öğrenci Alpay Nazikioğlu, hukuk eğitimini kazasız ve belasız bitirir ve ‘Eylülde Gel’mek zorunda kalmaz. Nazikioğlu, hukuk fakültesinde iken, Türkiye’de de tarihi bir olay vuku bulur: “27 Mayıs 1960 İhtilali, bir demokrasi hareketi idi. Yapılmış tek askeri harekettir. Ondan sonra yapılan askeri hareketlerle eş değerde tutuluyor bugün. Hiç ilgisi yok. Ondan sonra yapılanlar bana göre faşizan hareketlerdir. 27 Mayıs’ın ne Kenan Evren’in, ne de başkalarının yaptıkları ile ilgisi yok. 27 Mayıs’ı yapanlardan, akrabam da olan bir tanesine (MB Üyesi Sezai Okan) dedim ki ‘Bak, biz hukuk okuyoruz. İhtilal güçle yapılan bir şeydir. Başarıya ulaştığı anda da meşrudur. İhtilalin kanunu budur. Siz neyin muhakemesini yapıyor, neyin meşruiyetini kanıtlamaya çalışıyorsunuz.’ Fakat daha sonra hukukçular onları yönlendirdi. O Köpek, Bebek Davaları saçma şeylerdi.”

Demokrat Parti’nin, uygulamaları ile buna zemin hazırladığını düşünen Nazikioğlu, o ihtilali gerçekten yaşayanların, gerçekleri yazmadıklarını ve söylemediklerini de düşünmektedir bugün.

Bir ülkenin yasalarla yönetilmesinin, o ülkenin hukuk devleti olduğunu göstermediğini; Türkiye’ye hukuk devleti diyebilmek için yasaların hukukun ruhuna uygun olması gerektiğini, bu olmadığı için de, Türkiye’nin hukuk devleti sayılamayacağını söyleyen Alpay Nazikioğlu, okula devam ederken yapmayı düşündüğü halde, sırf bu sebeplerden dolayı, hiç avukatlık yapmaz. 16 yaşında başlayıp, bir zaman sonra babasının ona söylediği şu sözler nedeniyle futbolu da devam ettirmez: ‘Oğlum, çok başarısız bir sporcusun. Yarın Fenerbahçe ile maçınız var, sen eve 4’te geliyorsun. Sonunda sen bu işi yapamazsın. Başarı; eğer Allah bir adama dünya çapında bir yetenek vermişse, o adam Türkiye çapında başarılı olabilmişse o demek değildir. Sen çok yetenekli bir adamsın ama önem vermiyorsun. Ya dans et, eğlen, ya da spor yap.’

Alpay Nazikioğlu, kararını verir. Lise yıllarında, arkadaşları arasında söylediği özellikle yabancı şarkılarla bilinen Nazikioğlu, kuzenini dinlemek üzere gittiği bir programda, kuzeninin talebi ile orada bir şarkı söyler, o da sahnenin arkasından. Böylece, onun için sanat yaşamı başlamış olur. İlk kez 1964 yılında, hukuk fakültesinin son sınıfında iken, Ankara’daki Büyük Sinema’da sahneye çıkar: “O ana kadar hakkımda bir sürü spekülasyonlar yapılıyordu. ‘İşte bu adam çok çirkin, cüce, kambur. Onun için kendini göstermiyor’ diye. Oysa ki ben meşhur olmak istemiyordum. Benim söylediğim şarkılar Türkiye’de bir numara oluyordu. (Hakikaten de, o dönemlerde yerli/yabancı şarkı listeleri ayrı olmadığından ilk üç sırada hep Alpay’ın yorumladığı şarkılar yer alır, onun ardından da ünlü Beatles sıralanırdı.) Sokakta yürürken ‘İşte Alpay’ denmesi bana bir şey ifade etmiyordu. Kim ne derse desin, aldırmıyordum yani.” Kendisini çok uzun süre gizleyemediği için sahneye çıkan Alpay, mikrofon tutmasını dahi bilmemektedir:

“Sahneye çıktığımda mikrofon tutmasını da bilmiyordum. Her şeyiyle o kadar muhteşem bir konserdi ki, onlar benim acemiliğimi üzerimden aldı. O dönemde konser biletleri 2,5 lira iken bizim konserin biletleri 25 lira idi. Satışa sunulduğu günün ertesinde karaborsaya düşerdi biletler.” Alpay Nazikioğlu, 1964’te başlayan sahnedeki hayatını neredeyse 40 yıldır başarıyla devam ettirir. Fecri Ebcioğlu’nun Eylülde Gel’i başta olmak üzere Ayrılık Rüzgarı, Maria, Senin İçin gibi dillerden düşmeyen beste ve yorumlar da müzik tarihindeki yerini alır: “Valla bir ayırım yapmak istemiyorum onlar arasında. Belki 50’den fazla şarkım Türkiye’de bir numara oldu ama ben kendimi, şunu mu yapsam daha çok satar ya da daha çok beğenilir diye hiç şartlandırmadım. Kendi zevkimi, kendi içtenliğimi yansıttım. Kendi sevdiğim şeylerin toplumla da paylaşılmış olması bana hem gurur hem de büyük mutluluk verdi, veriyor da. Ama yaptığım bir şeye esir olup da onun gölgesinde hiç yaşamadım. Ben yeni şeylerin peşinde koşan bir insanım.”

- Nelerden besleniyorsunuz daha çok?

“Aşktan besleniyorum tabii ki ama illa aşktan beslenmek için oturup da birtakım fırtınalı aşklar yaşamak gerekmiyor.”

- Evliliklerinizi konuşalım biraz da. Üç evlilik yapıyorsunuz...

“Dört tane.”

- İsimlerini alabilir miyim?

“Hayır. İsim de söylemem. Boşver. Dördüncü evliliğim sürüyor, o kadar.”

- Üç çocuğunuz var biliyorum, doğru mu?

“Doğru. Onları da konuşmayalım.”

Askerliğini de 1966 senesinde Mamak Muhabere Okulu’nda yapmaya başlayan Alpay Nazikioğlu, ardından Milli Savunma Bakanlığı’nda görevlendirilir: “Ankara’da kalmak istiyordum. Tayinim Savunma Bakanlığı’na çıktı. Tabii ki torpille. O zaman herkes torpil yaptırıyordu.” Milli Savunma Bakanlığı Halkla İlişkiler Grup Başkanlığı İş ve İşçi Münasebetleri Şubesi Kısım Amiri olarak askerliğini bitiren, gidecek vakit bulamamasına rağmen sinemayı özel meraklarının başında sayan Nazikioğlu, spor ve şimdilerde resim yapmayı da bu listeye eklemektedir: “Sosyal konularda birtakım şeyler okuyorum ama çok fazla okuyan bir insan olduğum söylenemez. Müzik tabii bende hep aşk olarak yaşamıştır. Müziğe muhtaç olmadan yaşamak için çok uğraştım. Ancak o da beni müziğe bağlı kıldı.”

Son sözü de yine Alpay Nazikioğlu’na bırakalım: “Sonu düşünmek kötü bir şey. Çünkü kimse ölmek istemiyor. Herkes hayata dört elle sarılmış ama herkes de dört nala ölmek için çabalıyor. Çünkü herkesin birtakım beklentileri var gelecekten. Onun için ne dönüm noktası düşündüm hayatımda, ne de köşe dönmeyi. ‘Helal olsun’ deyip yaptığım, trilyonlar tutarında yardımlar var. Ondan da pişman değilim. Çünkü hayat geliyor, geçiyor, gidiyor kardeşim. Haysiyetle yaşamak önemli olan.”








Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Mart 27, 2008, 22:54:21 »

Alpay - Dağların Arkasında Yar

Sensiz içiyorum bu aksam, sensiz içiyorum
İki kadeh koydum masama
Biri senin için, biri benim için
Bir ondan bir bundan içiyorum
Seni çok seviyorum
Resmine her baktigimda
Sevdigim ah içim aciyor
Varsin acisin içim
Ben seni çok seviyorum
Seninle gelen tüm acilara
Buyrun hosgeldiniz diyorum
Daglarin arkasinda yâr
Önündeyse ayrilik war

Logged
AybeLee
PsikopatIdealci
*****

Teşekkür et +2/-5
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3677


* M ♥ S *


« Yanıtla #2 : Mart 27, 2008, 22:54:37 »

annem de bütün albümleri var coq sefios aileceq  Cheesy
Logged

Hér haLimLé
hér haLinin aŞığıyımMmm
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Mart 27, 2008, 22:55:21 »

Alpay - Daha Küçük Bir Çocuktun

Daha dün küçük bir çocuktum
Şefkat ve sevgiyle mesuttum
Bir tat almadam şu dünyadan
Baktım geçmiş geçmiş zaman

Durdurun geçmesin şu zamanı
Durdurun geçmesin şu saatler
O kadar hızlı akıp gitmiş
Rüzgar gibi saadetler

Daha henüz vakit var derken
Kalbim bir aşkı ararken
Beyaz saçlar bak başımda
Ben yarını hep beklerken

Durdurun geçmesin şu zamanı
Durdurun geçmesin bu saatler
O kadar hızlı akıp gitmiş
Rüzgar gibi saadetler

Durdurun geçmesin bu mevsimler
Mahvetti koşan saatler
Ne gençlik ne aşk bıraktı
Gelip geçen şu mevsimler
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : Mart 27, 2008, 22:55:47 »

Alpay - Durdurun Zamanı
Daha dün küçük bir çocuktum
Şefkat ve sevgi mesuttum
Bir tat almadam şu dünyadan
Baktım geçmiş geçmiş zaman

Durdurun geçmesin şu zamanı
Durdurun geçmesin şu saatler
O kadar hızlı alkıp gitmiş
Rüzgar gibi saadetler

Daha henüz vaktim var derken
Kalbim bir aşkı ararken
Beyaz saçlar bak başımda
Ben yarını hap beklerken

Durdurun geçmesin şu zamanı
Durdurun geçmesin bu saatler
O kadar hızlı alkıp gitmiş
Rüzgar gibi saadetler

Durdurun geçmesin bu mevsimler
Mahvetti koşan saatler
Ne gençlik ne aşk bıraktı
Gelip geçen şu mevsimler
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : Mart 27, 2008, 22:56:23 »

Alpay - Eylülde Gel
Tatil geldiği zaman
Ağlarım ben inan
Gidiyorsun işte
Arkana bakmadan
Nasıl geçer bu yaz
Ne olur bana yaz
Sen sen sen
Sen bir ömre bedel
Yok yok yok
Gitme gitme gel
Eylülde gel (x3)

Okul yolu sensiz
Ölüm kadar sessiz
Geçtim o yoldan dün
İçim doldu hüzün
Yapraklar solarken
Adını anarken
Bekletme ne olur
Gelmek zamanı gel
Yok yok yok
Gitme gitme gel
Eylülde gel (x3)

Eylülde gel Eylülde okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim gireyim koluna
Görenler dönmüş hem de mutlu diyecekler
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi
Yaprak dökecekler (x3)
 
Logged
NehiR
PsikopatIdealci
*****

Teşekkür et +4/-7
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 5294


açma gözünü sakLanmadım..


« Yanıtla #6 : Mart 27, 2008, 22:56:31 »

bitmiş sonunda : )

qüseL oLmuş emeqine saqLık..
Logged

..
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : Mart 27, 2008, 22:58:17 »

daha bitmedi Grin
Logged
NehiR
PsikopatIdealci
*****

Teşekkür et +4/-7
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 5294


açma gözünü sakLanmadım..


« Yanıtla #8 : Mart 27, 2008, 22:59:00 »

 Smiley
Logged

..
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : Mart 27, 2008, 23:00:20 »

Alpay - Fabrika Kızı
Gün doğarken her sabah
Bir kız geçer kapımdan
Köşeyi dönüp kaybolur
Başı önde yorgunca

Fabrikada tütün sarar
Sanki kendi içer gibi
Sararkende hayal kurar
Bütün insanlar gibi

Bir evi olsun ister
Birde içmeyen kocası
Tanrı ne verirse geçinir gider
Yeterki mutlu olsun yuvası

Dışarda bir yağmur başlar
Yüreğinde derin sızı
Gözlerinden yaşlar akar
Ağlar fabrika kızı

Oysa yatağında bile
Birgün uyku göremez
İhtiyar anası gibi
Kadınlığını bilemez

Makineler diken gibi
Batar hergün kalbine
Yün örecek elleri
Hergün ekmek derdinde

Gün batarken her akşam
Bir kız geçer kapımdan
Köşeyi dönüp ksybolur
Başı önde yorgunca

Fabrikada tütün sarar
Sanki kendi içer gibi
Sararkende hayal kurar
Bütün insanlar gibi
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : Mart 27, 2008, 23:01:08 »

Alpay - Gitme
Kalbim nasil sizladi sen dönüp gidince
Seslendim ardindan duymadin gitme
Gözlerimden yaslar bosaldi birden bire
Bir Hançer saplandi yüregime takili kaldi göremdin
Bekledim seni bir an dönersin diye
Son bir kez söylemek istedim gitme
Sonra birden bire bir yalnizlik çöktü üstüme
Caresiz kaldim karanlik gecede bekledim seni
Dönmedin
Sen hiç dönmedin
Bir sir girdi o gece aramiza
Sislendi dünya eskisi gibi
Nerde basladigsa orada bitti
Rüya gibi
Rüya gibi

Bekledim seni bir an dönersin diye
Son bir kez söylemek istedim gitme
Sonra birden bire bir yalnizlik çöktü üstüme
Caresiz kaldim karanlik gece'de bekledim seni
Dönmedin

Sen hiç dönmedin
Bir sir girdi o gece aramiza
Sislendi dünya eskisi gibi
Nerde basladigsa orada bitti
Rüya gibi
Rüya gibi
Kalbim nasil sizladi sen dönüp gidince
Seslendim ardindan duymadin
Gitme
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : Mart 27, 2008, 23:01:37 »

Alpay - Gözlerin
gitarımın tellerine,kaygısızca vururdum
uçuşan her şarkıda başka bir aşk bulurdum
avareydi hayatım seni görmeden önce
bir değil bin sevginin yeri vardı kalbimde
avare kalbim takıldı kaldı senin yemyeşil gözlerine

2*gözlerin gözlerin ah o gözlerin
yeşil gözlerin çok yaman

yeşil bir alev birden büyüdü yangın gibi
albimi sardı seni görünce ah kalbim eridi
tüm sevgiler geride kaldı
avare gönlüm senin yemyeşil gözlerine takıldı kaldı

2*gözlerin gözlerin ah o gözlerin
yeşil gözlerin çok yaman
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : Mart 27, 2008, 23:02:11 »

Alpay - Hayalimdeki resim

O ANDA ANLADIM OLMUYOR SENSİZ
BU DAHA İLK GÜNÜ AĞLADIM SESİZ
ALIŞMAK ÇOK ZOR SENSİZLİGE İMKANSIZ
HER YERİNDE SEN VARSIN BU EVİN

DUYUYORUM PİŞMANIM DİYOR SESİN
ACILAR BENİM ARTIK ACILAR
GÖRECEKMİŞ GİBİ SENİ GÖZLERİM
TUTACAKMIŞ GİBİ SENİ ELLERİM
AMA YOKSUN SEN

SEN BENİM NEFESİM HAYALİMDEKİ RESİM
AŞKI ANLATAN SESİMSİN
HİÇ BATMAYAN GÜNEŞİMBİTMEYEN HASRETİM
HAYATTAKİ TEK EŞİM

VE BİR ŞARKI USULCADÖKÜLEN DUDAKLARIMDAN
BÖYLEMİ BAŞLAMIŞTIK SENİNLE BÖYLEMİ BİTECEKTİ
HER ŞEYİMİ VERDİGİM O SEVGİLİM BIRAKIP GİDECEKTİ
ÇIKI VERECEKMİŞ GİBİSİN ÇERÇEVEDEN USUL USUL YAKLAŞIP YANIMA
SARILI VERECEKMİŞSİN O ANDA BOYNUMA
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : Mart 27, 2008, 23:03:38 »

Alpay - Sessiz Kalma

Sessiz kalma
Anlatmalısın aşkımı anlamalılar bizi
Sessiz kalma

Sessiz kalma
Neden bu suskunluk
Anlasın herkes artık
Anlasınlar haykıran ki dünyaya

Ben seni çok
Kimseyi sevmediğim kadar çok
O kadar çok sevdim
Ah o kadar

Ben seni çok
Kimsenin kimseyi sevmediği kadar çok
O kadar çok sevdim
Ah o kadar
Duysun dünya

Sessiz kalma
Yılların suskunluğundan sonra
Haykıralım aşkımızı dünyaya

Sessiz kalma
Sessiz kalma

x2
Logged
Nefret_1788
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : Mart 27, 2008, 23:04:16 »

Alpay - Yanımda Kal
gitme, yanımda kal
gözlerimden ayırma sakın gözlerini
yokluğuna alıştırmadan beni
gitme, yanımda kal
göçmen kuşlarla bir tutma kendini
yokluğuna alıştırmadan beni
gitme
hiç gitme terk etme beni
yorgunum çekemem hasretini
istersen al sevinçlerimi
sakın gitme; gitme..
gitme, yanımda kal
karlarda yankılanmasın ayrılığımız
raylarda düğümlenmesin hıçkırığımız
gitme, yanımda kal
yalvarıyor senin için söylediğim şarkılar
isyan ediyor bak bütün anılar
gitme
hiç gitme terk etme beni
yorgunum çekemem hasretini
istersen al sevinçlerimi
sakın gitme; gitme..
hiç gitme terk etme beni
yorgunum çekemem hasretini
istersen al sevinçlerimi
sakın gitme.. gitme...

Logged
Sayfa: [1] 2
« önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: