Geri

YEMEK TARİFLERİ

Süheyla Erdoğan'ın mutfağından Hakkari yemekleri

 

Yılmaz Erdoğan'ın bu sözleri ne güzel anlatıyor Hakkari'yi; geçit vermez dağlarla, zorlu iklim koşullarıyla savaşan Hakkariliyi... Birkaç söz de Erdoğan'ın ailesinden alalım dedik. Baba Nazım Erdoğan'la, anne Süheyla Erdoğan'ın, İstanbul'a oğullarını görmeye geldiklerinde, evlerine konuk olduk. Hem Hakkari mutfağı hakkında bilgilendik hem de Süheyla Hanım'ın pişirdiği yöresel lezzetleri tattık.

 

 

Zordur, Hakkari'de yaşam. Dağlar geçit vermez, hırçın ve öfkelidir mevsimleri... Güneydoğu Anadolu'nun vahşi güzelidir Hakkari. Muhteşem dağların koynundaki zomalar (yaylalar), soğuk suları, Şemdinli balı ve kilimleriyle meşhurdur. Cilo Dağları, doruklarında bir lale büyütür ki, görmeye değer! Dünyaca ünlü, her dalında 6 lalenin ters büyüdüğü, doğa harikası 'ters lale'dir bu... Gitmek isterseniz; Van'a kadar uçakla gelirsiniz, sonra doğru otobüs garına. Bir tanıdık varsa, haber salarsınız şehre; yarışırlar sizi arabayla almak ve evlerinde konuk etmek için. Hakkari'den Van'a gelmek büyük değişikliktir çünkü... Yanlış anlamayın; gittiğimizden, gördüğümüzden değil; Hakkarili yüreklerden sorduk bu diyarları. Geleneklerden, aşiret yaşamından, sofra adabından, şenliklerden, beslenme düzeninden söz ettik. Hepinizin yakından tanıdığı Yılmaz Erdoğan'ın anne ve babası; Nazım ve Süheyla Erdoğan çifti, doğma büyüme Hakkarili. Pek çokları gibi onlar da baba diyarını terk etmişler ancak, yürekleri kalmış şehirlerinde. 'Yaşam Hakkari'de zordur' diye söze giriyor Nazım Erdoğan. Derinlere dalıp, dağlardan başlıyor anlatmaya...

Zoma zamanı

'Toprakların büyük kısmının dağlarla kaplı olması tarımı güçleştirir; yöre insanı ekonomik açıdan da hayvancılığa bağlıdır. Senede 3 kez zomaya (yayla) çıkılır. İlkbaharda, otlar çoğaldığında çıkılır, eylül sonuna kadar kalınır. Temmuz sonunda 'Kuzu kırpma şenlikleri' düzenlenir, oğlaklar kesilir, Gaylasehl (Gayla: Kavurma-Sehl: Sac) yapılır. Sacın iç kısmında kuşbaşı etler kuyruk yağıyla birlikte kavrulur. Yağıyla birlikte tabağa alınır, ortaya konur, sarımsaklı yoğurt ve lavaş ekmekle yenir. Yollar o zaman 6 ay kapalı kaldığı için -şu an 3-4 gün kapalı kalıyor- stok çok önemliydi Hakkarili için. 12-13 çap (4 teneke) bulgur ve den stoklanırdı. 12-15 teneke peynir, 5-10 teneke mencel, teremast denilen kışlık yoğurt... Sade yağ ve kavurma yapılırdı. Bizde Kadit diye bir şey vardır; hayvanın kaburga kısmını unla sıvayıp asarak kuruturlar. Kışın genelde pilavın üzerinde yenir. Şimdi çok az bulunuyor.' Bir tabakta otlu peynir geliyor; tadıyoruz, nefiss! Nazım Bey, peynirin ilkbaharda yaylalarda yapıldığını söylüyor. Çünkü süt, bu dönemde nisbeten daha az yağlı. Haziran ayında süt yağlandığından bu kez yayıklarda tereyağı yapılırmış; sonbaharda da yoğurt. Büyük mencellerde (kazanlar)-şimdi bidon kullanılıyor- yapılan yoğurdun üzerine bir tabaka tereyağı dökülürmüş hava almasın diye; bu yoğurt bahara kadar tüketilirmiş bozulmadan. Sonbahar sonuna doğru kavurma hazırlanırmış. 'Hakkari'de 3 bin metre civarındaki dağlarda pek çok ot büyür' diyor. Siyabo, Mende, Sore, Sir (yabani sarımsak); bu otlar nisan ayı başında toplanır, haşlanır, peynirin ana malzemesiyle birlikte yoğurulur; kalıplara ya da bez torbalara konur. Örneğin, Gari denilen acı bir ot vardır; önce damda ya da avluda kurutulur, sonra haşlanır. Birkaç kez suyu dökülür tekrar haşlanır, ondan sonra yemeğe katılır. Çok lezzetlidir, biz çok severiz. Bir de Alilo (ya da Alo) otu vardır, maydanoza benzer. Aynı ıspanak gibi haşlarsın, istersen yumurtalı yaparsın, istersen sarımsaklı yoğurtla yersin.'

Hakkari'de yaşam

Şehirdeki yaşamı merak ediyoruz. 'Bizim kadınlarımız evde çalışır, dışarı işlerine bakmaz' diyor Erdoğan. 'Yaylalarda, köyden getirilen ve 'maraba' denilen kadınlar ya da erkekler işleri yapar. Kadınlar ev işi yaparlar ya da eve gelen sütü işlerler. İyi bir ailenin ev yaşamı sabah 07:00'de başlar. Kadınlar semaveri yakıp sofra hazırlarlar. Kahvaltıda lor -biz cacık deriz-, tereyağı, kaymak ve yoğurt yenir. Peynir daha ziyade kışa saklanır. Bir de çörek, tandır ekmeği ve tabii ki çay. Hayvancılığın bol olduğu zamanlar kaymak da çok olurdu. Yoğurdun üzerindeki kaymağı sererek kuruturlar ve serin yerlerde saklarlardı. Kışın o kurutulmuş kaymak kesilip tabaklara konur, üzerine bal dökülürdü. Kaymak kurutulunca muhteşem bir şey oluyor! Öğleyin erkekler evdeyse ve misafir de yoksa öğün geçiştirilir; ılıtma, yumurta, hafif etli yemekler yenir. Yemek ağırlıklı olarak bütün ailenin toplandığı akşam vakti yenir. Yere bir muşamba serilip yer sofrası kurulur. Eğer misafir varsa, tepsiler kurulur... Bir yemekten birçok tabak konur. Siz sofraya yeni geldiniz diyelim, tabak hemen yenilenir. Ev sahibi, misafir sofradan kalkmadan sofrayı terk etmez. Sofrada mutlaka peynir bulunur. Eskiden gelenekti, sofradan kalkmadan önce son lokma olarak peynir yenirdi. Bunun da nedeni, peynir tuzlu ya, ağız tadını çaya hazırlamaktı amaç; daha fazla çay içebilmek içindi. Sofradan kalktıktan sonra semaverle çay gelir, misafir bardağı devirince 'ben içmiyorum, artık yeter' demekti.'
Süheyla Hanım'ın yanına, mutfağa gidiyoruz. Soğani, düğün yemeği olan Kıris, Doğaba, Köftesir, Dolema ve son olarak Lalaped, hazır... Gerçekten Süheyla Hanım 2 gün uğraştı bu yemekleri hazırlamak için. -Neyse, vicdanımız rahatlıyor, akşama oğulları yemeğe gelecek.- Tekrar salona dönüyoruz Nazım Bey'le sohbet için: 'Mertuğa (şerbetlisine Habis deniyor) ve Kepaye diye yemekleriniz de varmış' diyorum. Nazım Bey, Mertuğa'nun şekersiz un helvası olduğunu, kahvaltılarda tahin olmadığında yendiğini söylüyor. Kepaye ise barsak ve işkembeden karışık olarak hazırlanırmış. İçi terbiye edilmiş pirinçle doldurulur ancak Yüksekova'dakiler kıyma da eklermiş iç malzemesine. 'Mutfağınız ağır yemeklerden oluşuyor, sağlık açısından zararlı değil mi?' diye soruyorum, gülüyor... 'Azrail gelince yemeğe bakmıyor, ne yedin diye sormuyor. Bu yemekleri yiyenler, günde 8 saat çalışan, tırpan çeken, yol yürüyen insanlar. Hazmettikten sonra, her şeyi yiyebilirsin.'

 

Şemdinli balı

Hakkari'nin Şemdinli ilçesi, rengârenk çiçeklerle bezenmiş bir floraya sahip. Bu flora, Şemdinli balına kendine özgü, tat, renk ve aroma veriyor. Şemdinli balının Osmanlı döneminde padişahlara hediye edildiği söylenir. Katkısız ve saf çiçek tozundan elde edilen bal; lezzet, renk ve rayiha bakımından üstün özelliklere sahip olup antiseptik etkisi vardır.

 

Hakkari kilimleri

Her biri yüzlerce yıllık bir kültür birikiminin aynası olan el dokuması kilimlerin çözgü ve atkı iplikleri yünden yapılıyor. Kök boya ile renklendirilen kilimlerdeki her motifin bir anlamı vardır:

REHBER

Telefon Kodu: 438

İLÇELER

Hakkari (merkez), Çukurca, Şemdinli, Yüksekova

ULAŞIM

Uçakla Van'a kadar gelebilirsiniz. Van otobüs terminalinden de
Van Gölü, Star Van Tur ya da Van Seyahat firmalarından biriyle Hakkari'ye gidebilirsiniz. Bu firmalar sabah 8:13, akşam 16:00'da hareket ederler. Hakkari'ye tren seferi yok; trenle gelmek isterseniz Van'a kadar gelip otobüsle yolculuğa devam edebilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Melik Muhammed Esat Medresesi, Yüksekova Hırvata Kent Kalıntıları; Kelat ve Kayme Sarayları, Şemdinli Deresi üzerindeki Taşköprü, Mağara Devri kaya resimleri (Cilo-Sat Dağları'nın Gevaruk Vadisi),
Cilo-Salt Dağları yöresi (buzullar, buzul gölleri), Berçelan Yaylası,
Zap Suyu Vadisi, Zümrüt Kaplıcaları, Meydan ve Zeynel Bey Medreseleri; Halil ve Derav Kiliseleri, Hakkari, Bay, Çay ve Dez Kaleleri,
Yüksekova merkezdeki Koç Heykeli.

FESTİVALLER-ŞENLİKLER

Kuzu Kırpma Şenlikleri: Temmuz ayı sonunda

ÖNEMLİ GÜNLER

Hakkari'nin Düşman İşgalinden Kurtuluşu: 12 Nisan

KALINACAK YERLER

Öğretmen evi: Hakkari merkez
Otel Şenler: 211 67 21
Otel Ümit: 211 24 68

ÖNEMLİ TELEFONLAR

İl Kültür Müdürlüğü: 211 28 81